|
Cumartesi, 21 Haziran 2008 |
Bir gün rüyasında Efendimiz’i görmüş, ‘Beni ziyaret etmeyecek misin?’ diyerek kendisini Medine’ye davet etmişti. Bu davete büyük bir şevkle icabet etti. Medine’de eski hatıraları yeniden tüllendi. Resul-i Ekrem’le beraber yaşadığı şeyleri bir kere daha yaşadı. Her tarafı dolaştı, zaman zaman gözyaşlarını tutamayarak ağladı.
Mescid-i Nebevi’nin etrafında dolaşırken onu görenler çevresini sardı. Müezzin-i Resul, Peygamber’in (sas) Müezzini gelmişti. Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin boynuna dolandı. “Ne olur Ya Bilal, ne olur bir kere daha oku ezanı!” diye yalvardılar. Efendimiz, ezan vakti gelince, “Erihna yâ Bilâl!”, “Bizi ferahlat ey Bilâl!” demez miydi… Yıllar sonra bir daha mescidin duvarına çıktı. Kalbi, elleri, dudakları, göz pınarları titriyordu. Tarihin son kez şahit olacağı Bilâl’e has son ezanı okumaya başladı. İlk “Allahü Ekber, Allahü Ekber” dediğinde mesciddekilerin dizlerinin bağı çoktan çözülmüştü. Bütün Medine ahalisi akın akın Mescid-i Nebevi’ye koşmaya başladı.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Cuma, 20 Haziran 2008 |
|
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazartesi, 09 Haziran 2008 |
|
 Şu dünyanın sekerâtını âyât-ı Kur’âniyenin işaret ettiği surette tahayyül etmek istersen, bak: Şu kâinatın eczaları dakik, ulvî bir nizamla birbirine bağlanmış; hafî, nazik, lâtif bir rabıta ile tutunmuş; ve o derece bir intizam içindedir ki, eğer ecrâm-ı ulviyeden tek bir cirm, kün emrine veya “Mihverinden çık” hitabına mazhar olunca, şu dünya sekerâta başlar. Yıldızlar çarpışacak, ecramlar dalgalanacak. Nihayetsiz feza-yı âlemde milyonlar gülleleri, küreler gibi büyük topların müthiş sadâları gibi vâveylâya başlar. Birbirine çarpışarak, kıvılcımlar saçarak, dağlar uçarak, denizler yanarak, yeryüzü düzlenecek. İşte, şu mevt ve sekeratla, Kadîr-i Ezelî kâinatı çalkalar; kâinatı tasfiye edip, Cehennem ve Cehennemin maddeleri bir tarafa, Cennet ve Cennetin mevadd-ı münasebeleri başka tarafa çekilir; âlem-i âhiret tezahür eder. |
|
Devamını oku...
|
|
|