<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[NuraDogru.Com | Nurun Paylaşım Merkezi - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.nuradogru.com/forum/</link>
		<description><![CDATA[NuraDogru.Com | Nurun Paylaşım Merkezi - http://www.nuradogru.com/forum]]></description>
		<pubDate>Wed, 07 Jan 2009 12:10:22 +0200</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben Deniz Onur Koç]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1813</link>
			<pubDate>Wed, 24 Dec 2008 14:34:36 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1813</guid>
			<description><![CDATA[Trabzonluyum]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Trabzonluyum]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Lütfen ilgilenelim]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1812</link>
			<pubDate>Mon, 08 Dec 2008 00:53:30 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1812</guid>
			<description><![CDATA[Muhterem Arkadaşlar ,<br />
<br />
S.A<br />
<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun<br />
<br />
<br />
Bu adresteki forumda bir kendini bilmez muhterem Hocaefendi hakkında çok galiz şeyler söylüyor.<br />
<br />
Lütfen ilgilenelim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Muhterem Arkadaşlar ,<br />
<br />
S.A<br />
<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun<br />
<br />
<br />
Bu adresteki forumda bir kendini bilmez muhterem Hocaefendi hakkında çok galiz şeyler söylüyor.<br />
<br />
Lütfen ilgilenelim.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[mustafa cihat sadk ol konser]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1811</link>
			<pubDate>Sun, 23 Nov 2008 16:52:21 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1811</guid>
			<description><![CDATA[Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun[/mplayer]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun[/mplayer]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ESSELAMÜ ALEYKÜM..]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1810</link>
			<pubDate>Mon, 03 Nov 2008 12:43:48 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1810</guid>
			<description><![CDATA[HAKKA HİZMETİNİZ DAİM OLSUN.İNŞAALLAH.<br />
<br />
<br />
BİZEDE YER VARDIR UMARIM ARANIZDA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[HAKKA HİZMETİNİZ DAİM OLSUN.İNŞAALLAH.<br />
<br />
<br />
BİZEDE YER VARDIR UMARIM ARANIZDA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KABE'nin içinin resmi...çok güzel...]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1809</link>
			<pubDate>Wed, 15 Oct 2008 00:54:25 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1809</guid>
			<description><![CDATA[sa<br />
<br />
KABE'nin içinin görüntüsü...<br />
<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun<br />
<br />
Peygamberimizin (s.a.v.) Kabri'nin resmi...<br />
<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun<br />
<br />
Kur'an'da müthiş bir imza...<br />
<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun<br />
<br />
sizde sevdiklerinizle paylaşın olurmu???]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[sa<br />
<br />
KABE'nin içinin görüntüsü...<br />
<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun<br />
<br />
Peygamberimizin (s.a.v.) Kabri'nin resmi...<br />
<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun<br />
<br />
Kur'an'da müthiş bir imza...<br />
<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun<br />
<br />
sizde sevdiklerinizle paylaşın olurmu???]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KADİR GECENİZ MÜBAREK OLSUN..]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1808</link>
			<pubDate>Fri, 26 Sep 2008 16:58:40 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1808</guid>
			<description><![CDATA[DİLİNİZ TATLI SÖZ EDENLERDEN, GÖZÜNÜZ MÜKEMMELİ GÖRENLERDEN, KULAĞINIZ DOĞRUYU DUYANLARDAN, GÖNLÜNÜZ ALLAH İÇİN ATANLARDAN OLSUN.. KADİR GECENİZ MÜBAREK OLSUN..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[DİLİNİZ TATLI SÖZ EDENLERDEN, GÖZÜNÜZ MÜKEMMELİ GÖRENLERDEN, KULAĞINIZ DOĞRUYU DUYANLARDAN, GÖNLÜNÜZ ALLAH İÇİN ATANLARDAN OLSUN.. KADİR GECENİZ MÜBAREK OLSUN..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvuf Nedir?]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1807</link>
			<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 13:17:09 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1807</guid>
			<description><![CDATA[Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir. Tasavvuf hâl işi olduğu için, yaşayan bilir, tarif ile anlaşılmaz.<br />
<br />
Tasavvuf ilmi, kalb ile yapılması ve sakınılması gereken şeyleri ve kalbin, ruhun temizlenmesi yollarını öğretir. Buna (Ahlak ilmi) de denir.<br />
<br />
Tasavvuf ehli, kendi derecesine göre, tasavvufu tarif etmiştir. Birkaçı şöyle:<br />
<br />
Tasavvuf, dinin emirlerine uyup, yasaklarından kaçarak kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak demektir.<br />
<br />
Tasavvuf, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bid'atlerden kaçmaktır.<br />
<br />
Tasavvuf, nefsin iman ve itaat etmesi, bütün ibadetlerin ve bütün hayırlı işlerin hakiki ve kusursuz olmasıdır. Allahü teâlânın lütuf ve ihsanı ile daha yükseklere çıkanlar da olur. <br />
<br />
Tasavvuf, fâni olan her şeyden yüz çevirip, baki olana bağlanmaktır.<br />
<br />
Tasavvuf, İslam ahlakı ile süslenmektir.<br />
<br />
Tasavvuf, ölmeden önce ölmektir.<br />
<br />
Tasavvuf, baştan başa edeptir, tamamen edepten ibarettir.<br />
<br />
Tasavvuf, kadere rızadır.<br />
<br />
Tasavvuf, Hak teâlâya inkıyaddır, kayıtsız şartsız teslimiyettir.<br />
<br />
Tasavvuf, emeli bırakıp amele devam etmektir.<br />
<br />
Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmaktır.<br />
<br />
Tasavvuf, namaz, oruç ve geceleri ibadet etmek demek değildir. Bunları yapmak her insanın kulluk vazifesidir. Tasavvuf, insanları incitmemektir. Bunu yapan, vasıl olmuş, yani maksada kavuşmuştur.<br />
<br />
Tasavvuf, insanı, ibadetlerde gereken ihlasa ve insanlara karşı gereken güzel ahlaka kavuşturan yoldur. İnsana bu yolu mürşid-i kâmil öğretir.<br />
<br />
Tasavvuf, her sözünde, her işinde, dine yapışmaktır.<br />
<br />
Tasavvuf, ızdırap çekmektir. Sükun ve rahatlıkta, tasavvuf olmaz. Yani, aşıkın maşuku aramaya çalışması, maşuktan başkası ile rahat etmemesi gerekir.<br />
<br />
Tasavvuf, Resulullahın mübarek kalbinden çıkıp, evliyanın kalblerine gelen bilgilerdir.<br />
<br />
Tasavvuf, kendi nefsinin ayıplarını, kusurlarını anlamaktır ve dine uymakta kolaylık ve lezzet hasıl olmaktır ve gizli olan şirkten, küfürden kurtulmaktır.<br />
<br />
Tasavvuf, herkese merhametli olmak ve ruhsat olan ameli terk etmektir.<br />
<br />
Tasavvuf, Allahü teâlâyı, görür gibi ibadet etmektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<br />
(Allahü teâlâyı görür gibi ibadet et! Sen Onu görmüyorsan da, O seni görüyor.) [Buhari]<br />
<br />
(Bir kimse, iki salih komşusundan nasıl utanıyorsa, gece gündüz, kendisi ile beraber olan iki melekten de öyle utanmalıdır!) [Beyheki]<br />
<br />
Allahü teâlânın gördüğüne inanan, Onun beğenmediği bir şeyi yapabilir mi? Yanındaki iki meleğin, günah ve sevapları tespit etmekle görevli olduğunu yakînen bilen kimse, kötü işler yapabilir mi?<br />
<br />
Tasavvufun yediyüzden fazla tarifi yapılmıştır. Hepsinin özü ehemmi, mühimme tercihtir. Yani çok önemli işi, önemli işten önce yapmaktır.<br />
<br />
Ağlayan bir kimse görsek, hangi üzücü şeyin bu kimseyi ağlattığını bilemeyiz. Eğer ayağına diken battığı için ağlıyorsa, diken bize batmadığı için, ona verdiği ızdırabı anlayamayız. Bir delinin, ne için güldüğünü bilemeyiz. (Şunun için gülüyorum) dese bile, o hadise deliye tesir ettiği gibi bize tesir etmez. Aşığın hâli bir başkadır. Tasavvuf da böyle bir hâl işi olduğu için biz bilemeyiz.<br />
<br />
Tasavvufta makamlar<br />
Tasavvuf erbabından Mevlana Abdurrahman Cami hazretleri buyuruyor ki: <br />
Tasavvufta, makamların sonuna varan mutasavvıflar iki çeşittir:<br />
<br />
Birincisi, Peygamber efendimiz aleyhisselamın izinden giderek, kemale erdikten sonra, insanları irşad için halk derecesine indirilmiş irşad ehli olanlardır.<br />
<br />
İkincisi, yükseldikleri derecelerde bırakılıp insanların yetişmesi ile vazifeli olmayanlardır. Bunlara evliya denir.<br />
<br />
Tasavvuf yolunda yürüyenler de iki kısımdır:<br />
<br />
Birincisi, Allahü teâlâdan başka her şeyi unutup, yalnız Onu ister. [Yunus Emre&#8217;nin, "Bana seni gerek seni" demesi böyledir.]<br />
<br />
İkincisi de Cenneti isteyen taliblerdir.<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:<br />
(Tasavvuf ehlindeki haller ve marifetler, muhabbetin fazla olmasından hasıl oluyor. Allahü teâlânın sevgisi, bu büyükleri o kadar kaplıyor ki, başka şeylerin ismi ve cismi hatırlarına gelmiyor. Başka bir şey görmüyorlar. İster istemez, sevgi sarhoşluğu ile, üzerlerini bu halin kaplaması ile, başka şeyleri yok biliyorlar. Allahü teâlâdan başka bir şey görmüyorlar. [Hallac-ı Mansur&#8217;un "Enel-hak" demesi gibi.] Bu hallerin ve marifetlerin ötesinde başka kemaller ve üstünlükler vardır ki, o, kemalatın yanında bu haller ve marifetler, okyanus yanında bir damla gibidir.)<br />
<br />
Tasavvuf, Yahudi veya Yunan filozoflarının uydurması değildir. Tasavvuf bilgilerinin hepsi Resulullah efendimizden gelmektedir. Bunların isimleri sonradan konulmuştur. Resulullahın, Peygamber olduğu bildirilmeden önce, kalble zikrettiği muteber eserlerde yazılıdır. <br />
<br />
Zikir ve nefs muhasebesi, Resulullah ve Eshab-ı kiram zamanında da vardı. Hicri 2. asır sonlarında, Ehl-i sünnetten, kalblerini gafletten koruyanların ve nefslerini Allah&#8217;a itaate kavuşturanların bu hallerine Tasavvuf ve kendilerine Sofi ismi verildi. Kendine ilk defa sofi denilen zat, Ebu Haşim Sofidir. <br />
<br />
Tasavvuf, İslam ahlakı ile ahlaklanmak için gereken bilgileri öğreten bir ilimdir. Tıp ilmi, beden sağlığına ait bilgileri öğrettiği gibi, tasavvuf da kalbin, ruhun, kötü huylardan kurtulmasını öğretir, kalb hastalıklarının alametleri olan kötü işlerden uzaklaştırır, Allah rızası için güzel iş ve ibadet yapmayı sağlar. Zaten dinimiz, önce ilim öğrenmeyi, sonra buna uygun iş ve ibadetin Allah rızası için yapılmasını emreder. Kısaca din, ilim, amel ve ihlastan ibarettir.<br />
<br />
İmam-ı Malik hazretleri buyurdu ki:<br />
Fıkhı öğrenmeden tasavvuf ile uğraşan dinden çıkar, zındık olur. Fıkhı öğrenip tasavvuftan haberi olmayan bid'at ehli, sapık olur. Her ikisini edinen hakikate kavuşur. (Merec-ül bahreyn)<br />
<br />
Kalbin, kötü huylardan temizlenmesi için, Allah için olmayan her şeyin sevgisini kalbden çıkarmak gerekir. Bu yolda ilerlemek Peygamberlerin ahlakındandır. <br />
<br />
Kötü sıfatlar, cahillik, öfke, riya, kin, haset, kibir, ucup cimrilik, mal ve makam sevgisi, övülmeyi sevmek, ayıplamaktan korkmak, suizan, övünmek gibi şeylerdir. <br />
<br />
Güzel huylar, ilim, tefekkür, rıza, hayâ, tevazu, merhamet, mürüvvet, cömertlik gibi güzel işlerdir. <br />
Kötü sıfatlardan kurtulmak ve güzel huylarla süslenmekle kalb temizlenmiş olur.<br />
<br />
Huzura kavuşmak için<br />
Dünya ve ahiret iyiliklerine, rahat ve huzura kavuşmak için birinci olarak doğru bir iman sahibi olmak gerekir. Doğru bir imana kavuşmak için, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek ve inanmak gerekir.<br />
<br />
İkincisi, insanların saadeti için gereken şey, dinin emir ve yasaklarını öğrenmektir. Dinimizde bildirilen helalı, haramı ve diğer hususları öğrenmek ve buna uygun hareket etmektir.<br />
<br />
Üçüncüsü, kalbin kötülüklerden temizlenmesi ve nefsin terbiye edilmesidir. Nefs hep kötülük yapmak ister. Onun bu isteklerinden kurtulmak ve Allah sevgisini kalbe yerleştirmek için, tasavvuf âlimlerinin eserlerini okuyup amel etmek gerekir. <br />
<br />
Bir kimse doğru imana kavuşur, dinin emirlerini seve seve yerine getirirse enbiyaya, evliyaya ve melaikeye benzer ve onlara yaklaşır. Aynı cinsten olan şeyler, birbirini çektiği gibi onlar tarafından yanlarına çekilir. Çok büyük bir mıknatısın bir iğneyi çekmesi gibi onu yüksekliklere çekip Cennete kavuşmasına sebep olurlar.<br />
<br />
Manen yükselmek dünya ve ahiret saadetine kavuşmak bir uçağın uçmasına benzetilirse, iman ile ibadet, bunun gövdesi ve motorları gibidir. Tasavvuf yolunda ilerlemek de, bunun enerji maddesi, yani benzinidir. Tasavvufun iki gayesi vardır: Birincisi, imanın yerleşmesi ve şüphe getiren tesirlerle sarsılmaması içindir. Akıl ile, delil ve ispat ile kuvvetlendirilen iman böyle sağlam olmaz. Allahü teâlâ buyurdu ki: <br />
(Kalblere imanın yerleşmesi ancak ve yalnız zikir ile olur.) [Rad 28] <br />
<br />
Zikir, her işte, her harekette Allahü teâlâyı hatırlamak, Onun rızasına uygun iş yapmak demektir. <br />
İkinci gayesi, ibadetlerde kolaylık, lezzet hasıl olması için, nefsten doğan sıkıntıların giderilmesidir. İbadetleri kolaylıkla, seve seve yapmak ve günah olan işlerden de nefret edip uzaklaşmak, ancak tasavvuf ilmini öğrenip, bu yolda ilerlemek ile mümkündür.<br />
<br />
Evliyalığa kavuşturan yol tasavvuftur<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
<br />
İslam dininin bir sureti, bir de hakikati, özü vardır. Sureti, önce iman etmek, sonra, Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymaktır. İslam dininin suretine kavuşanların nefsi emmareleri inkârda ve isyan etmektedir. Bunların imanı, imanın suretidir. Kıldıkları namaz, namazın suretidir. Oruç ve başka ibadetleri de böyledir. Çünkü, nefs-i emmare, insan varlığının temelidir. Herkes (Ben) deyince, nefsini göstermektedir. İşte, bunların nefsleri iman etmemiş, inanmamıştır. Böyle kimselerin imanları ve ibadetleri hakiki, doğru olabilir mi? Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu için, yalnız surete kavuşmayı kabul buyurmuştur. Bunları, razı olduğu Cennetine sokacağını müjdelemiştir. Yalnız kalbin inanmasını kabul buyurması, nefsin inanmasını da şart koşmaması, Onun büyük ihsanıdır. <br />
<br />
Evet, Cennet nimetlerinin de, hem suretleri, hem hakikatleri vardır. İslam dininin suretine kavuşanlar, Cennetin suretinden pay alacaklardır. Dünyada, İslam dininin hakikatine kavuşanlar, Cennetin hakikatine kavuşacaklardır. Surete kavuşmuş olanlarla hakikate kavuşmuş olanlar, Cennetin aynı bir meyvesini yiyecek. Fakat, herbiri başka tat alacaktır. Resulullah efendimizin mübarek zevceleri Cennette, Resulullahın yanında olacak, fakat duydukları lezzet başka olacaktır. Eğer, başka olmasaydı, bu mübarek zevcelerin, bütün insanlardan [peygamberlerden] daha üstün olmaları lazım gelirdi. Her üstün olan kimsenin zevcesinin de, bunun gibi üstün olması gerekirdi. Çünkü zevceler, Cennette zevclerinin yanında olacaktır. İslam dininin suretine kavuşanlar, buna uydukları zaman, ahirette kurtulabileceklerdir. Buna uyanlar, umumi evliyalığa, yani Allahü teâlânın rızasına, sevgisine ermiş demektir. Bununla şereflenen, tasavvuf yoluna girebilecek, (Vilayet-i hassa) denilen özel evliyalığa kavuşabilecek kimse demektir. Bunlar, nefs-i emmarelerini itminana ulaştırabilirler. Şunu iyi bilmelidir ki, bu vilayette, yani İslam dininin hakikatinde ilerleyebilmek için, İslam dininin suretini elden bırakmamak lazımdır.<br />
<br />
Tasavvuf yolunda ilerlemek, Allahü teâlânın ismini çok zikretmekle olur. Bu zikir de, İslam dininin emrettiği bir ibadettir. Zikretmek, âyet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde övülmüş ve emredilmiştir. Tasavvuf yolunda ilerleyebilmek için, İslam dininin yasakladığı şeylerden sakınmak şarttır. Farzları yapmak, insanı bu yolda ilerletir. Tasavvuf yolunu bilen ve yolculara önderlik edebilen bir Rehber [Mürşid] aramak da, İslam dininin emrettiği bir şeydir. Maide suresinin 35. âyetinde, (Ona kavuşmak için vesile arayınız) buyuruldu. (Vesile, insan-ı kâmil demektir). Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, İslam dininin sureti de, hakikati de lazımdır. Çünkü, evliyalık üstünlüklerinin hepsi, İslam dininin suretine uymakla ele geçer. Peygamberlik üstünlükleri de, İslam dininin hakikatinin meyveleridir. Her üstünlükte Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymak lazımdır.<br />
<br />
Evliyalığa kavuşturan yol tasavvuftur. Tasavvuf yolunda ilerleyebilmek için, Allah&#8217;tan başka her şeyin sevgisini kalbden çıkarmak lazımdır. Allahü teâlânın ihsanı ile, kalb hiçbir şeyi görmez olursa, (Fena) denilen şey hasıl olur. (Seyr-i ilallah) tamam olur. Bundan sonra, (Seyr-i fillah) denilen yolculuk başlar. Böylece, (Beka) denilen şey hasıl olur ki, aranılan da budur. İslam dininin hakikati buradadır. Buna kavuşan zata (Veli) denir ki, Allahü teâlânın razı olduğu, sevdiği kimse demektir. Burada (Nefs-i emmare) mutmainne olur. Nefs, küfürden kurtulup, Allahü teâlânın kaza ve kaderinden razı olur. Allahü teâlâ da, ondan razı olur. Kendini anlar. Büyüklük, kendini beğenmek hastalığından kurtulur.<br />
(2/50)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir. Tasavvuf hâl işi olduğu için, yaşayan bilir, tarif ile anlaşılmaz.<br />
<br />
Tasavvuf ilmi, kalb ile yapılması ve sakınılması gereken şeyleri ve kalbin, ruhun temizlenmesi yollarını öğretir. Buna (Ahlak ilmi) de denir.<br />
<br />
Tasavvuf ehli, kendi derecesine göre, tasavvufu tarif etmiştir. Birkaçı şöyle:<br />
<br />
Tasavvuf, dinin emirlerine uyup, yasaklarından kaçarak kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak demektir.<br />
<br />
Tasavvuf, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bid'atlerden kaçmaktır.<br />
<br />
Tasavvuf, nefsin iman ve itaat etmesi, bütün ibadetlerin ve bütün hayırlı işlerin hakiki ve kusursuz olmasıdır. Allahü teâlânın lütuf ve ihsanı ile daha yükseklere çıkanlar da olur. <br />
<br />
Tasavvuf, fâni olan her şeyden yüz çevirip, baki olana bağlanmaktır.<br />
<br />
Tasavvuf, İslam ahlakı ile süslenmektir.<br />
<br />
Tasavvuf, ölmeden önce ölmektir.<br />
<br />
Tasavvuf, baştan başa edeptir, tamamen edepten ibarettir.<br />
<br />
Tasavvuf, kadere rızadır.<br />
<br />
Tasavvuf, Hak teâlâya inkıyaddır, kayıtsız şartsız teslimiyettir.<br />
<br />
Tasavvuf, emeli bırakıp amele devam etmektir.<br />
<br />
Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmaktır.<br />
<br />
Tasavvuf, namaz, oruç ve geceleri ibadet etmek demek değildir. Bunları yapmak her insanın kulluk vazifesidir. Tasavvuf, insanları incitmemektir. Bunu yapan, vasıl olmuş, yani maksada kavuşmuştur.<br />
<br />
Tasavvuf, insanı, ibadetlerde gereken ihlasa ve insanlara karşı gereken güzel ahlaka kavuşturan yoldur. İnsana bu yolu mürşid-i kâmil öğretir.<br />
<br />
Tasavvuf, her sözünde, her işinde, dine yapışmaktır.<br />
<br />
Tasavvuf, ızdırap çekmektir. Sükun ve rahatlıkta, tasavvuf olmaz. Yani, aşıkın maşuku aramaya çalışması, maşuktan başkası ile rahat etmemesi gerekir.<br />
<br />
Tasavvuf, Resulullahın mübarek kalbinden çıkıp, evliyanın kalblerine gelen bilgilerdir.<br />
<br />
Tasavvuf, kendi nefsinin ayıplarını, kusurlarını anlamaktır ve dine uymakta kolaylık ve lezzet hasıl olmaktır ve gizli olan şirkten, küfürden kurtulmaktır.<br />
<br />
Tasavvuf, herkese merhametli olmak ve ruhsat olan ameli terk etmektir.<br />
<br />
Tasavvuf, Allahü teâlâyı, görür gibi ibadet etmektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<br />
(Allahü teâlâyı görür gibi ibadet et! Sen Onu görmüyorsan da, O seni görüyor.) [Buhari]<br />
<br />
(Bir kimse, iki salih komşusundan nasıl utanıyorsa, gece gündüz, kendisi ile beraber olan iki melekten de öyle utanmalıdır!) [Beyheki]<br />
<br />
Allahü teâlânın gördüğüne inanan, Onun beğenmediği bir şeyi yapabilir mi? Yanındaki iki meleğin, günah ve sevapları tespit etmekle görevli olduğunu yakînen bilen kimse, kötü işler yapabilir mi?<br />
<br />
Tasavvufun yediyüzden fazla tarifi yapılmıştır. Hepsinin özü ehemmi, mühimme tercihtir. Yani çok önemli işi, önemli işten önce yapmaktır.<br />
<br />
Ağlayan bir kimse görsek, hangi üzücü şeyin bu kimseyi ağlattığını bilemeyiz. Eğer ayağına diken battığı için ağlıyorsa, diken bize batmadığı için, ona verdiği ızdırabı anlayamayız. Bir delinin, ne için güldüğünü bilemeyiz. (Şunun için gülüyorum) dese bile, o hadise deliye tesir ettiği gibi bize tesir etmez. Aşığın hâli bir başkadır. Tasavvuf da böyle bir hâl işi olduğu için biz bilemeyiz.<br />
<br />
Tasavvufta makamlar<br />
Tasavvuf erbabından Mevlana Abdurrahman Cami hazretleri buyuruyor ki: <br />
Tasavvufta, makamların sonuna varan mutasavvıflar iki çeşittir:<br />
<br />
Birincisi, Peygamber efendimiz aleyhisselamın izinden giderek, kemale erdikten sonra, insanları irşad için halk derecesine indirilmiş irşad ehli olanlardır.<br />
<br />
İkincisi, yükseldikleri derecelerde bırakılıp insanların yetişmesi ile vazifeli olmayanlardır. Bunlara evliya denir.<br />
<br />
Tasavvuf yolunda yürüyenler de iki kısımdır:<br />
<br />
Birincisi, Allahü teâlâdan başka her şeyi unutup, yalnız Onu ister. [Yunus Emre&#8217;nin, "Bana seni gerek seni" demesi böyledir.]<br />
<br />
İkincisi de Cenneti isteyen taliblerdir.<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:<br />
(Tasavvuf ehlindeki haller ve marifetler, muhabbetin fazla olmasından hasıl oluyor. Allahü teâlânın sevgisi, bu büyükleri o kadar kaplıyor ki, başka şeylerin ismi ve cismi hatırlarına gelmiyor. Başka bir şey görmüyorlar. İster istemez, sevgi sarhoşluğu ile, üzerlerini bu halin kaplaması ile, başka şeyleri yok biliyorlar. Allahü teâlâdan başka bir şey görmüyorlar. [Hallac-ı Mansur&#8217;un "Enel-hak" demesi gibi.] Bu hallerin ve marifetlerin ötesinde başka kemaller ve üstünlükler vardır ki, o, kemalatın yanında bu haller ve marifetler, okyanus yanında bir damla gibidir.)<br />
<br />
Tasavvuf, Yahudi veya Yunan filozoflarının uydurması değildir. Tasavvuf bilgilerinin hepsi Resulullah efendimizden gelmektedir. Bunların isimleri sonradan konulmuştur. Resulullahın, Peygamber olduğu bildirilmeden önce, kalble zikrettiği muteber eserlerde yazılıdır. <br />
<br />
Zikir ve nefs muhasebesi, Resulullah ve Eshab-ı kiram zamanında da vardı. Hicri 2. asır sonlarında, Ehl-i sünnetten, kalblerini gafletten koruyanların ve nefslerini Allah&#8217;a itaate kavuşturanların bu hallerine Tasavvuf ve kendilerine Sofi ismi verildi. Kendine ilk defa sofi denilen zat, Ebu Haşim Sofidir. <br />
<br />
Tasavvuf, İslam ahlakı ile ahlaklanmak için gereken bilgileri öğreten bir ilimdir. Tıp ilmi, beden sağlığına ait bilgileri öğrettiği gibi, tasavvuf da kalbin, ruhun, kötü huylardan kurtulmasını öğretir, kalb hastalıklarının alametleri olan kötü işlerden uzaklaştırır, Allah rızası için güzel iş ve ibadet yapmayı sağlar. Zaten dinimiz, önce ilim öğrenmeyi, sonra buna uygun iş ve ibadetin Allah rızası için yapılmasını emreder. Kısaca din, ilim, amel ve ihlastan ibarettir.<br />
<br />
İmam-ı Malik hazretleri buyurdu ki:<br />
Fıkhı öğrenmeden tasavvuf ile uğraşan dinden çıkar, zındık olur. Fıkhı öğrenip tasavvuftan haberi olmayan bid'at ehli, sapık olur. Her ikisini edinen hakikate kavuşur. (Merec-ül bahreyn)<br />
<br />
Kalbin, kötü huylardan temizlenmesi için, Allah için olmayan her şeyin sevgisini kalbden çıkarmak gerekir. Bu yolda ilerlemek Peygamberlerin ahlakındandır. <br />
<br />
Kötü sıfatlar, cahillik, öfke, riya, kin, haset, kibir, ucup cimrilik, mal ve makam sevgisi, övülmeyi sevmek, ayıplamaktan korkmak, suizan, övünmek gibi şeylerdir. <br />
<br />
Güzel huylar, ilim, tefekkür, rıza, hayâ, tevazu, merhamet, mürüvvet, cömertlik gibi güzel işlerdir. <br />
Kötü sıfatlardan kurtulmak ve güzel huylarla süslenmekle kalb temizlenmiş olur.<br />
<br />
Huzura kavuşmak için<br />
Dünya ve ahiret iyiliklerine, rahat ve huzura kavuşmak için birinci olarak doğru bir iman sahibi olmak gerekir. Doğru bir imana kavuşmak için, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek ve inanmak gerekir.<br />
<br />
İkincisi, insanların saadeti için gereken şey, dinin emir ve yasaklarını öğrenmektir. Dinimizde bildirilen helalı, haramı ve diğer hususları öğrenmek ve buna uygun hareket etmektir.<br />
<br />
Üçüncüsü, kalbin kötülüklerden temizlenmesi ve nefsin terbiye edilmesidir. Nefs hep kötülük yapmak ister. Onun bu isteklerinden kurtulmak ve Allah sevgisini kalbe yerleştirmek için, tasavvuf âlimlerinin eserlerini okuyup amel etmek gerekir. <br />
<br />
Bir kimse doğru imana kavuşur, dinin emirlerini seve seve yerine getirirse enbiyaya, evliyaya ve melaikeye benzer ve onlara yaklaşır. Aynı cinsten olan şeyler, birbirini çektiği gibi onlar tarafından yanlarına çekilir. Çok büyük bir mıknatısın bir iğneyi çekmesi gibi onu yüksekliklere çekip Cennete kavuşmasına sebep olurlar.<br />
<br />
Manen yükselmek dünya ve ahiret saadetine kavuşmak bir uçağın uçmasına benzetilirse, iman ile ibadet, bunun gövdesi ve motorları gibidir. Tasavvuf yolunda ilerlemek de, bunun enerji maddesi, yani benzinidir. Tasavvufun iki gayesi vardır: Birincisi, imanın yerleşmesi ve şüphe getiren tesirlerle sarsılmaması içindir. Akıl ile, delil ve ispat ile kuvvetlendirilen iman böyle sağlam olmaz. Allahü teâlâ buyurdu ki: <br />
(Kalblere imanın yerleşmesi ancak ve yalnız zikir ile olur.) [Rad 28] <br />
<br />
Zikir, her işte, her harekette Allahü teâlâyı hatırlamak, Onun rızasına uygun iş yapmak demektir. <br />
İkinci gayesi, ibadetlerde kolaylık, lezzet hasıl olması için, nefsten doğan sıkıntıların giderilmesidir. İbadetleri kolaylıkla, seve seve yapmak ve günah olan işlerden de nefret edip uzaklaşmak, ancak tasavvuf ilmini öğrenip, bu yolda ilerlemek ile mümkündür.<br />
<br />
Evliyalığa kavuşturan yol tasavvuftur<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
<br />
İslam dininin bir sureti, bir de hakikati, özü vardır. Sureti, önce iman etmek, sonra, Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymaktır. İslam dininin suretine kavuşanların nefsi emmareleri inkârda ve isyan etmektedir. Bunların imanı, imanın suretidir. Kıldıkları namaz, namazın suretidir. Oruç ve başka ibadetleri de böyledir. Çünkü, nefs-i emmare, insan varlığının temelidir. Herkes (Ben) deyince, nefsini göstermektedir. İşte, bunların nefsleri iman etmemiş, inanmamıştır. Böyle kimselerin imanları ve ibadetleri hakiki, doğru olabilir mi? Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu için, yalnız surete kavuşmayı kabul buyurmuştur. Bunları, razı olduğu Cennetine sokacağını müjdelemiştir. Yalnız kalbin inanmasını kabul buyurması, nefsin inanmasını da şart koşmaması, Onun büyük ihsanıdır. <br />
<br />
Evet, Cennet nimetlerinin de, hem suretleri, hem hakikatleri vardır. İslam dininin suretine kavuşanlar, Cennetin suretinden pay alacaklardır. Dünyada, İslam dininin hakikatine kavuşanlar, Cennetin hakikatine kavuşacaklardır. Surete kavuşmuş olanlarla hakikate kavuşmuş olanlar, Cennetin aynı bir meyvesini yiyecek. Fakat, herbiri başka tat alacaktır. Resulullah efendimizin mübarek zevceleri Cennette, Resulullahın yanında olacak, fakat duydukları lezzet başka olacaktır. Eğer, başka olmasaydı, bu mübarek zevcelerin, bütün insanlardan [peygamberlerden] daha üstün olmaları lazım gelirdi. Her üstün olan kimsenin zevcesinin de, bunun gibi üstün olması gerekirdi. Çünkü zevceler, Cennette zevclerinin yanında olacaktır. İslam dininin suretine kavuşanlar, buna uydukları zaman, ahirette kurtulabileceklerdir. Buna uyanlar, umumi evliyalığa, yani Allahü teâlânın rızasına, sevgisine ermiş demektir. Bununla şereflenen, tasavvuf yoluna girebilecek, (Vilayet-i hassa) denilen özel evliyalığa kavuşabilecek kimse demektir. Bunlar, nefs-i emmarelerini itminana ulaştırabilirler. Şunu iyi bilmelidir ki, bu vilayette, yani İslam dininin hakikatinde ilerleyebilmek için, İslam dininin suretini elden bırakmamak lazımdır.<br />
<br />
Tasavvuf yolunda ilerlemek, Allahü teâlânın ismini çok zikretmekle olur. Bu zikir de, İslam dininin emrettiği bir ibadettir. Zikretmek, âyet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde övülmüş ve emredilmiştir. Tasavvuf yolunda ilerleyebilmek için, İslam dininin yasakladığı şeylerden sakınmak şarttır. Farzları yapmak, insanı bu yolda ilerletir. Tasavvuf yolunu bilen ve yolculara önderlik edebilen bir Rehber [Mürşid] aramak da, İslam dininin emrettiği bir şeydir. Maide suresinin 35. âyetinde, (Ona kavuşmak için vesile arayınız) buyuruldu. (Vesile, insan-ı kâmil demektir). Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, İslam dininin sureti de, hakikati de lazımdır. Çünkü, evliyalık üstünlüklerinin hepsi, İslam dininin suretine uymakla ele geçer. Peygamberlik üstünlükleri de, İslam dininin hakikatinin meyveleridir. Her üstünlükte Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymak lazımdır.<br />
<br />
Evliyalığa kavuşturan yol tasavvuftur. Tasavvuf yolunda ilerleyebilmek için, Allah&#8217;tan başka her şeyin sevgisini kalbden çıkarmak lazımdır. Allahü teâlânın ihsanı ile, kalb hiçbir şeyi görmez olursa, (Fena) denilen şey hasıl olur. (Seyr-i ilallah) tamam olur. Bundan sonra, (Seyr-i fillah) denilen yolculuk başlar. Böylece, (Beka) denilen şey hasıl olur ki, aranılan da budur. İslam dininin hakikati buradadır. Buna kavuşan zata (Veli) denir ki, Allahü teâlânın razı olduğu, sevdiği kimse demektir. Burada (Nefs-i emmare) mutmainne olur. Nefs, küfürden kurtulup, Allahü teâlânın kaza ve kaderinden razı olur. Allahü teâlâ da, ondan razı olur. Kendini anlar. Büyüklük, kendini beğenmek hastalığından kurtulur.<br />
(2/50)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah ile Kul arasına girilirmi??]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1806</link>
			<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 13:13:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1806</guid>
			<description><![CDATA[Çevremizdeki bazı insanların zaman zaman &#8216;Bir mürşide bağlanmak gerek, tövbe alıp tasavvuf terbiyesine girmek lazım!..&#8217; diye söze başladıklarında, kendilerine nedense hep aynı karşılık verilir:<br />
<br />
&#8220;Allah ile kul arasına kimse giremez!..&#8221; <br />
<br />
<br />
Çoğu kimseler bu sözle, tasavvuf yoluna girenlerin Allah ile aralarına Allah&#8217;ın razı olmadığı kimseleri koyduğunu, bir mürşide bağlanmakla şirk tehlikesine düştüklerini, kendilerinin ise böyle bir tehlikeden uzak olduklarını anlatmaya çalışırlar. <br />
<br />
Acaba işin gerçeği böyle mi?<br />
<br />
Bu sözün gerçek manası bilinmezse fitne kaçınılmaz olur; zarar verir. Bu zarar imana dokunur, dini zedeler, din kardeşliğini sarsar, kardeşlik ruhunu öldürür. <br />
<br />
Allah ile kul arasına kimse giremez sözü, niyete göre farklı sonuçlar doğurur. Eğer bu söz:<br />
<br />
&#8220;Ben Allah&#8217;a kullukta önümde kimseyi istemem, peygamber, kitap, alim, mürşit tanımam, istediğim gibi kulluk yaparım, keyfimce ibadet ederim.&#8221; <br />
<br />
Anlamında söyleniyorsa insanı dinden çıkarır. Daha doğrusu böyle düşünen kimse küfür, isyan ve gaflet içinde kalmış demektir. Eğer bu söz:<br />
<br />
&#8220;Ben Allah&#8217;a giden yolda Allah&#8217;ın peygamberi ve kitabı ile yetinirim, onlar ne diyorsa onu yaparım, başka kimseyi kabul etmem, alimlere bakmam, velilere bağlanmam, mezhepler beni ilgilendirmez, dini kendi anladığım gibi yaşarım&#8221; <br />
<br />
Anlamında söylenmişse, söyleyen sorumludur. Bu kişi inanç esaslarını zorlamış, kendini tehlikeli bir sona doğru sürüklüyor demektir. Çünkü arada alimler olmadan kendi başına dinin öğrenilmesi, anlaşılması ve yaşanması nasıl mümkün olacak!? <br />
<br />
Oysa Kur&#8217;an ve Sünnet, hak yolda birlik (cemaat) olmayı, bu beraberliğin başındaki imama itaat etmeyi, topluca Allah&#8217;ın ipine sarılmayı, hep birlikte tövbe etmeyi, bilmediklerimizi alimlere sormayı, takva ve iyilikte yardımlaşmayı, bunun için Allah&#8217;ın sadık kulları ile beraber olmayı açıkça emretmektedir. <br />
<br />
Dinin hükmü bu iken, bir mümin hangi delil ve mantıkla, &#8216;Bana bunlar gerekmez&#8217; diyebilir? Dese bile bunun Allah katında ne kıymeti olabilir? Eğer bu söz:<br />
<br />
&#8220;Allah benim her hâlimi görüyor, biliyor, sözümü işitiyor, niyazımı dinliyor. Ben namazda, secdede, zikirde, duada ve tövbede kalbimi Rabbime bağlıyorum. Onun için gönlüme kimseyi koyamam, kimseden bir şey bekleyemem. Benim korkum, sevgim, niyetim, hedefim sadece Allah&#8217;tır.&#8221;<br />
<br />
Anlamında söyleniyorsa ne güzel. İşin doğrusu da budur, böyle olması lazımdır. <br />
<br />
Zaten bütün peygamberler kalbi dünyadan çekip bu şekilde Allah&#8217;a bağlamak için gelmişlerdir. Onlara vâris olan alimlerin ve kamil mürşitlerin işi de budur. Buna Allah adamı olmak denir. <br />
<br />
Ama ne var ki, kalbin bütün varlıklardan çekilip sadece Yüce Allah&#8217;a bağlanması kolayca elde edilecek bir nimet değildir. Bu tam bir hürriyet hâlidir. Arifler o hâli elde etmek için nefisleri ile bir ömür mücadele vermekte ve Allah ile aralarına giren engelleri yok etmek için mücadele etmektedirler. <br />
<br />
Şu halde Allah ile aramızdaki engeller nedir?<br />
<br />
Allah&#8217;a gitmek, Allah&#8217;a kavuşmak deyince ne anlaşılmalıdır? <br />
<br />
Bizi ilgilendiren konu budur.<br />
<br />
Allah&#8217;a gitmek gönül ile olur. Allah&#8217;a ulaşmak bir hâldir, sevgidir, aşktır. Bu kavuşma dışa doğru değil, içe doğrudur. Kalıp ile değil kalp iledir.<br />
<br />
Kalpleriyle manevi engelleri geçenler, nefislerini aşanlar Yüce Mevla&#8217;yı bulurlar. Allahu Teala&#8217;nın insana şah damarından daha yakın olduğunu anlarlar. Bu buluşma O&#8217;nun razı olduğu amelleri yaparak gerçekleşir. <br />
<br />
Bu iş insanın nefsi ve keyfine göre değil, Yüce Allah&#8217;ın çizdiği sınırlara göre olur. Bu sınırlara din denir.<br />
<br />
Bizi Yüce Allah&#8217;a götürecek tek din İslam&#8217;dır. İslam, Kur&#8217;an ve Sünnetin çizdiği yoldur. Kur&#8217;an, Yüce Rabbine kavuşmak isteyenlere yolu şöyle tarif eder:<br />
<br />
&#8220;Kim Rabbine kavuşmak istiyorsa salih amel yapsın ve Rabbine ibadetinde hiç kimseyi ortak etmesin.&#8221;<br />
<br />
Demek ki Yüce Allah&#8217;a gitmek için iman, ihlas ve salih amel lazımdır. Allah&#8217;a giden yola uyanık kalple varılır, sevgi ile engeller aşılır, ihlasla hedef bulunur. Bu yolun başı ve sonu edepten ibarettir. <br />
<br />
Bu yolun en büyük engeli nefis, en azılı düşmanı şeytan, en sarp yokuşu dünyadır. Nefis edeple süslenmeden, şeytan sindirilmeden, dünya sevgisi kalpten silinmeden Yüce Allah&#8217;a gidilemez. <br />
<br />
Buna manevi terbiye ve arınma denir. Kendisini aşamayan insan, varlığın sahibine ulaşamaz. Bir arif şöyle diyor:<br />
<br />
Allah&#8217;a giden yol iki adımdır: <br />
<br />
Birinci adımda nefsine bas...<br />
<br />
İkinci adımda Rabbine kavuşursun. <br />
<br />
KAYNAKLARIYLA TASAVVUF<br />
<br />
DR. DİLAVER SELVİ<br />
<br />
SEMERKAND]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çevremizdeki bazı insanların zaman zaman &#8216;Bir mürşide bağlanmak gerek, tövbe alıp tasavvuf terbiyesine girmek lazım!..&#8217; diye söze başladıklarında, kendilerine nedense hep aynı karşılık verilir:<br />
<br />
&#8220;Allah ile kul arasına kimse giremez!..&#8221; <br />
<br />
<br />
Çoğu kimseler bu sözle, tasavvuf yoluna girenlerin Allah ile aralarına Allah&#8217;ın razı olmadığı kimseleri koyduğunu, bir mürşide bağlanmakla şirk tehlikesine düştüklerini, kendilerinin ise böyle bir tehlikeden uzak olduklarını anlatmaya çalışırlar. <br />
<br />
Acaba işin gerçeği böyle mi?<br />
<br />
Bu sözün gerçek manası bilinmezse fitne kaçınılmaz olur; zarar verir. Bu zarar imana dokunur, dini zedeler, din kardeşliğini sarsar, kardeşlik ruhunu öldürür. <br />
<br />
Allah ile kul arasına kimse giremez sözü, niyete göre farklı sonuçlar doğurur. Eğer bu söz:<br />
<br />
&#8220;Ben Allah&#8217;a kullukta önümde kimseyi istemem, peygamber, kitap, alim, mürşit tanımam, istediğim gibi kulluk yaparım, keyfimce ibadet ederim.&#8221; <br />
<br />
Anlamında söyleniyorsa insanı dinden çıkarır. Daha doğrusu böyle düşünen kimse küfür, isyan ve gaflet içinde kalmış demektir. Eğer bu söz:<br />
<br />
&#8220;Ben Allah&#8217;a giden yolda Allah&#8217;ın peygamberi ve kitabı ile yetinirim, onlar ne diyorsa onu yaparım, başka kimseyi kabul etmem, alimlere bakmam, velilere bağlanmam, mezhepler beni ilgilendirmez, dini kendi anladığım gibi yaşarım&#8221; <br />
<br />
Anlamında söylenmişse, söyleyen sorumludur. Bu kişi inanç esaslarını zorlamış, kendini tehlikeli bir sona doğru sürüklüyor demektir. Çünkü arada alimler olmadan kendi başına dinin öğrenilmesi, anlaşılması ve yaşanması nasıl mümkün olacak!? <br />
<br />
Oysa Kur&#8217;an ve Sünnet, hak yolda birlik (cemaat) olmayı, bu beraberliğin başındaki imama itaat etmeyi, topluca Allah&#8217;ın ipine sarılmayı, hep birlikte tövbe etmeyi, bilmediklerimizi alimlere sormayı, takva ve iyilikte yardımlaşmayı, bunun için Allah&#8217;ın sadık kulları ile beraber olmayı açıkça emretmektedir. <br />
<br />
Dinin hükmü bu iken, bir mümin hangi delil ve mantıkla, &#8216;Bana bunlar gerekmez&#8217; diyebilir? Dese bile bunun Allah katında ne kıymeti olabilir? Eğer bu söz:<br />
<br />
&#8220;Allah benim her hâlimi görüyor, biliyor, sözümü işitiyor, niyazımı dinliyor. Ben namazda, secdede, zikirde, duada ve tövbede kalbimi Rabbime bağlıyorum. Onun için gönlüme kimseyi koyamam, kimseden bir şey bekleyemem. Benim korkum, sevgim, niyetim, hedefim sadece Allah&#8217;tır.&#8221;<br />
<br />
Anlamında söyleniyorsa ne güzel. İşin doğrusu da budur, böyle olması lazımdır. <br />
<br />
Zaten bütün peygamberler kalbi dünyadan çekip bu şekilde Allah&#8217;a bağlamak için gelmişlerdir. Onlara vâris olan alimlerin ve kamil mürşitlerin işi de budur. Buna Allah adamı olmak denir. <br />
<br />
Ama ne var ki, kalbin bütün varlıklardan çekilip sadece Yüce Allah&#8217;a bağlanması kolayca elde edilecek bir nimet değildir. Bu tam bir hürriyet hâlidir. Arifler o hâli elde etmek için nefisleri ile bir ömür mücadele vermekte ve Allah ile aralarına giren engelleri yok etmek için mücadele etmektedirler. <br />
<br />
Şu halde Allah ile aramızdaki engeller nedir?<br />
<br />
Allah&#8217;a gitmek, Allah&#8217;a kavuşmak deyince ne anlaşılmalıdır? <br />
<br />
Bizi ilgilendiren konu budur.<br />
<br />
Allah&#8217;a gitmek gönül ile olur. Allah&#8217;a ulaşmak bir hâldir, sevgidir, aşktır. Bu kavuşma dışa doğru değil, içe doğrudur. Kalıp ile değil kalp iledir.<br />
<br />
Kalpleriyle manevi engelleri geçenler, nefislerini aşanlar Yüce Mevla&#8217;yı bulurlar. Allahu Teala&#8217;nın insana şah damarından daha yakın olduğunu anlarlar. Bu buluşma O&#8217;nun razı olduğu amelleri yaparak gerçekleşir. <br />
<br />
Bu iş insanın nefsi ve keyfine göre değil, Yüce Allah&#8217;ın çizdiği sınırlara göre olur. Bu sınırlara din denir.<br />
<br />
Bizi Yüce Allah&#8217;a götürecek tek din İslam&#8217;dır. İslam, Kur&#8217;an ve Sünnetin çizdiği yoldur. Kur&#8217;an, Yüce Rabbine kavuşmak isteyenlere yolu şöyle tarif eder:<br />
<br />
&#8220;Kim Rabbine kavuşmak istiyorsa salih amel yapsın ve Rabbine ibadetinde hiç kimseyi ortak etmesin.&#8221;<br />
<br />
Demek ki Yüce Allah&#8217;a gitmek için iman, ihlas ve salih amel lazımdır. Allah&#8217;a giden yola uyanık kalple varılır, sevgi ile engeller aşılır, ihlasla hedef bulunur. Bu yolun başı ve sonu edepten ibarettir. <br />
<br />
Bu yolun en büyük engeli nefis, en azılı düşmanı şeytan, en sarp yokuşu dünyadır. Nefis edeple süslenmeden, şeytan sindirilmeden, dünya sevgisi kalpten silinmeden Yüce Allah&#8217;a gidilemez. <br />
<br />
Buna manevi terbiye ve arınma denir. Kendisini aşamayan insan, varlığın sahibine ulaşamaz. Bir arif şöyle diyor:<br />
<br />
Allah&#8217;a giden yol iki adımdır: <br />
<br />
Birinci adımda nefsine bas...<br />
<br />
İkinci adımda Rabbine kavuşursun. <br />
<br />
KAYNAKLARIYLA TASAVVUF<br />
<br />
DR. DİLAVER SELVİ<br />
<br />
SEMERKAND]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mürşit ile Tevbeye Mecburmuyuz??]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1805</link>
			<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 13:08:33 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1805</guid>
			<description><![CDATA["Bir mümin, diğer mümin kardeşine: &#8220;Gel, bir Allah dostunun elinde tevbe et, istikamet bul.&#8221; diye tavsiyede bulunduğunda bazıları bu daveti hoş görmekte. Bazıları ise: &#8220;Ben tek başıma tevbe edemez miyim? Tevbe için başkasına ne hacet? Tevbe için tekkeye-Mekke&#8217;ye gitmenin ne gereği var? Ayrıca mürşidle tevbe dinde var mı? Allah ile kul arasına kimse giremez.&#8221; diye itiraz ve tenkitte bulunmaktalar. İlk bakışta çok makul gözüken bu itiraz ve tenkit gerçekte ne kadar haklı?...<br />
<br />
<br />
Bir mürşidle tevbeye davet eden kimsenin davet ettiği mürşid kâmil ve kendisi de samimi ise, bu davetiyle sevap kazanır. Davetine uyan ve tevbe edip istikamet bulan kimsenin işlediği hayırlardan bir hisse de kendisi alır. İtiraz ve tenkid edenin ise ona bir zararı olmaz.<br />
<br />
Böyle bir daveti kabul etmeyenlerin bir kısmı mazur, bir kısmı sorumlu olurlar.<br />
<br />
Mazur olan kimse, tevbe etmeye karşı çıkmaz, tevbenin farz olduğunu bilir. Allah dostlarını sever, sevilmesi gerektiğini söyler ve onlarla beraber olmayı ister. Fakat bu zamanda gerçek mürşid kalmadı diye daveti ihtiyatla karşılar. <br />
<br />
Bu kimsenin imandan değil, ihsandan zararı vardır. Yani kâmil mürşidle elde edeceği büyük menfaatları farkedemediği için birçok hayırdan mahrum kalır. Ancak güzel niyeti ve edebinin kendisini bir gün o cevherle buluşturması umulur.<br />
<br />
Sorumlu olan kimse ise ya cahil, ya da bilen birisidir. Cahil kimse, dinde olan bir şeye yok demekle veya hayrı şer, şerri hayır görmekle mesul olur. Bilenin ise benlik ve kibri kalbini öldürür. Bu kimse yalnızca kendi bildiğini hak görür, başkasına hak vermez. Önüne konan ayeti kendince yorumlar, hadisi inkara gider, alimlerin sözlerini küçümser, hep ben bilirim der ve hayra yönelen kimsenin yolunu keser. Bundan dolayı mesuldür.<br />
<br />
<br />
İstiğfar ve Tevbe aynı şey değil<br />
<br />
<br />
Önce şunu belirtelim ki, hepimiz Yüce Allah&#8217;a istiğfar ve tevbe etmekle mükellefiz. İkisi de farzdır. <br />
<br />
İstiğfar, Allahu Tealâ&#8217;dan affını istemek, bağışlanmayı istirham etmektir. Bu dil ile yapılır, sonuç Allah&#8217;a bırakılır. Tevbe ise değişmektir. Tevbe, ölü kalbi diriltmektir. Tevbe, bozuk hali ve kötü arkadaşı terketmektir. Tevbe, kötülüklere iyilik diye sarılmış nefsi ıslah etmektir. Tevbe, özü, sözü ve her yönüyle Allah&#8217;a dönmektir. Tevbe, nefis, şeytan ve kötü şartlarla mücadele etmektir. Tevbe, Yüce Allah&#8217;ın seveceği bir hale gelmektir. Bu ise hem dilin, hem kalbin, hem de bedenin işidir. <br />
<br />
İstiğfar tek başına yapılabilir, fakat tek başına tevbe yapmak ve o tevbeyi korumak dünyanın en zor işidir. Bunun için Yüce Rabbimiz:<br />
<br />
&#8220;Ey iman edenler! Hep birden Allah&#8217;a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.&#8221; (Nûr/31) uyarısında bulunmuştur. Ayrıca Allahu Tealâ takvaya ulaşmak ve güzel edebi korumak için yardımlaşmamızı (Maide/2), kendi yolunda toplu halde, birlik ve dirlik içinde olmamızı istiyor. (Âl-i İmran/102-103) Takvaya ulaşmak ve istikameti korumak için sadık kulları ile beraber olmamızın gerektiğini belirtiyor. (Tevbe/119)<br />
<br />
<br />
Tevbe, ancak cemaatle kolay<br />
<br />
Mürşid deyince cemaat akla gelir. Mürşid-i kâmilin imam olduğu cemaatin niyeti ve hedefi dinin ihyası ve Allah&#8217;ın rızasıdır. &#8216;Gel mürşid elinde tevbe et!&#8217; demek, &#8216;gel şeytana karşı cemaat kalesine gir, nefsin hücumuna karşı müminleri siper et, onların dua ve sevgisi ile kendini koruma altına al, Allah yolunda kardeşlerinle kuvvetlen, dağınıklık ve yalnızlıktan kurtul!&#8217; demektir.<br />
<br />
Müminlerin en temel işi, günahlardan temizlenmektir. Bu ortak bir vazifedir. Efendimiz (A.S.) bu vazifemizi şu temsille belirtiyor: &#8220;Müminler, iki el gibi devamlı birbirlerini temizlerler.&#8221; (Zebidî, İthafu&#8217;s-Sâde)<br />
<br />
Ayrıca, hadis-i şeriflerde Allah yolunda birlik ve dirlğin insanı nasıl dirilttiği, yalnız kalanın ise nasıl felakete gittiği şöyle anlatılmıştır:<br />
<br />
&#8220;Sizin cemaat halinde olmanız gerekir. Ayrılıp tek başına kalmaktan sakının. Şüphesiz şeytan, tek kalanla beraberdir (onu kolayca etkileyip, kalbine vesvese verir). İki kişiden ise çok uzak durur. Kim iman selâmeti ile ölüp cennetin tam ortasında olmak istiyorsa, cemaate yapışsın. Kimi iyilikler sevindiriyor, kötülükler üzüyorsa, o gerçek bir mümindir.&#8221; (Tirmizî, Ahmed, Hakim)<br />
<br />
&#8220;Şüphesiz Allahu Tealâ, ümmetimi dalâlet (sapık fikir ve fitne) üzerinde bir araya getirmez. Allah&#8217;ın eli (rahmet ve desteği) cemaatle birliktedir. Kim cemaatten ayrılırsa ateşe gider.&#8221; (Tirmizî, Tabaranî)<br />
<br />
&#8220;Hiç şüphesiz şeytan, cemaatten ayrılan kimseyle beraberdir. Onun içine yerleşip, istediği yola çeker.&#8221; (Beyhakî,Tabaranî)<br />
<br />
&#8220;Şüphesiz müminlerin birbirlerine yaptıkları dualar onları destekler.&#8221; (Ahmed, Darimî)<br />
<br />
<br />
Günah çıkarma hezeyanı ve Mürşidle tevbe<br />
<br />
<br />
Allahu Tealâ&#8217;dan başka kimseye el açılıp &#8216;günahımı affet&#8217; denmez. Peygamberler dahil, kimsenin böyle bir yetkisi ve görevi yoktur. Eğer bir kimsenin şahsına karşı bir kusur işlemişsek kendisinden özür dileriz, bizi affetmesini istirham ederiz. Bu şahısla ilgili bir hak olduğu için böyle yapılır. Bunun ötesinde hiç kimsenin Allah&#8217;a karşı yapılan kusurları affetme, temizleme görevi ve yetkisi yoktur. Ancak, günahkâr bir insanın tevbesine yardımcı olmak vardır. Bu yardım, günaha düşeni uyarmak, gıyabında hayır dua etmek, onun için Allah&#8217;a istiğfar ve gözyaşı dökmek şeklinde olur. Cenab-ı Hak, günahla nefsine zulmeden kullarına en güzel tevbe şeklini şöyle tarif etmiştir:<br />
<br />
&#8220;Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah&#8217;tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi, Allah&#8217;ı ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardı.&#8221; (Nisa/64)<br />
<br />
Demek ki ümmet için en hayırlı tevbe, Allah&#8217;ın Habibi Hz. Peygamber&#8217;in (A.S.) huzurunda yapılan, onun da şahitlik yaptığı, ayrıca dua ve istiğfarla desteklediği tevbedir. Büyük müfessir Fahruddin Razi (Rh.A.) bu ayetin tefsirinde der ki:<br />
<br />
&#8220;Hz. Peygamber ile birlikte yapılan tevbenin bir faydası da, tevbe yapanın istiğfarındaki gaflet ve kusurlarının Hz. Peygamber&#8217;in istiğfarı ile giderilmesi ve ilâhî huzura sahih ve sağlam bir tevbe olarak ulaşmasıdır. Çünkü kendileri için istiğfar eden Peygamber&#8217;i Allahu Tealâ seçmiş, onu vahyi ile şereflendirmiş, kendisi ile kulları arasında bir elçi yapmıştır. Bundan dolayı, onun şefaat ve vesilesiyle huzuruna gelen bir şeyi geri çevirmemektedir.&#8221; (Tefsir-i Kebir)<br />
<br />
Bugün yeryüzünde Allahu Tealâ&#8217;nın şahidi ve halifesi sıfatını taşıyan, Rasulullah&#8217;ın (A.S.) vârisi ve ümmetinin terbiyecisi olan kâmil mürşidler de, ümmetle yaptıkları tevbe ve istiğfarda Efendimiz&#8217;in ayette anlatılan sıfatını temsil etmektedir. Kâmil mürşidler, kulların Allah Tealâ&#8217;ya yönelişlerine şahid olmakta, tevbelerinin kabulü için ayrıca yüce huzurda yalvarmaktadırlar. Kâmil mürşidler naz makamında niyaz ettikleri için, onlarla birlikte yapılan tevbeler Allah katında daha sevimli ve daha temiz bir amel olarak kabul görmektedir.<br />
<br />
Bir Allah dostunu şahit tutarak yapılan tevbede, tevazu ve yakaran kalp vardır. Bu durumda insan, kibrini kırmış, nefsini zelil etmiş, acizliğini anlamış, hiçliğini görmüş, ihtiyacını bilmiş ve ilacına koşmuş olmaktadır. Böyle bir tevbeyi hafife almak münafıkların sıfatıdır ve o kimsenin şu ayette anlatılan kimselerden olmasından korkulur:<br />
<br />
&#8220;Onlara: &#8216;Gelin, Allah&#8217;ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin.&#8217; denildiği zaman başlarını çevirip kaçarlar ve sen onların kibir içinde uzaklaştıklarını görürsün.&#8221; (Münafikun/5)<br />
<br />
<br />
Hz. Rasulullah&#8217;ın vârisi kâmil bir mürşidin nezaretinde Allah&#8217;a yapılan tevbeyi hıristiyanların papaz önünde günah çıkarma hezeyanına benzetenler, tevhid dinini, Kur&#8217;an&#8217;ın hedefini, Sünnet&#8217;te uygulanan bey&#8217;atların hikmetini ve tasavvufun edebini bilmiyorlar demektir. Tasavvuf büyükleri, elinden tutan kimse ile şu şekilde tevbe etmektedir:<br />
<br />
<br />
&#8220;Ya Rabbi! Bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşaallah bir daha ben yapmayacağım.&#8221;<br />
<br />
<br />
&#8220;Müminlerin günahları için istiğfar et!&#8221;<br />
<br />
Takvaya ulaşmak ve marifetullahı tahsil etmek için kendisine bey&#8217;at ve intisab edenlere mürşid-i kâmilin istiğfar etmesi, Kur&#8217;an-ı Hakim&#8217;in emri ve edebi gereğidir. Cenab-ı Hak, Rasulullah (A.S.) Efendimize şöyle emir vermiştir:<br />
<br />
&#8220;Ey Peygamber! İnanmış kadınlar bey&#8217;at için sana geldiklerinde bey&#8217;atlarını kabul et ve onlar için Allah&#8217;tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.&#8221; (Mümtehine/12)<br />
<br />
&#8220;Rasulüm! Hem kendi kusurun, hem de erkek ve kadın müminlerin günahları için istiğfar et!&#8221; (Muhammed/19)<br />
<br />
<br />
Hiç bir mümin, intisab ve tevbe için elini tuttuğu bir kâmil mürşide: &#8216;Ben şu şu günahları işledim; beni affet, günahlarımı temizle, beni cehennemden kurtar, cennete koy!&#8217; demez, diyemez. Ancak: &#8216;Ben Rabbime dönmek, rızasına yönelmek istiyorum; seni bu yolda kendime delil ve imam seçiyorum. Sen de bu amelime Yüce Rabbim huzurunda şahit ol ve affım için O&#8217;na yalvar da kalbime nur, gönlüme sürur versin, günahımı affetsin. Beni taatında muvaffak etsin.&#8217; der.<br />
<br />
Başkası için yanmak ve ağlamak peygamber ahlâkıdır. Allah dostlarının en güzel ahlâkı budur. Onlar kendileri için yaşamazlar. Onlar yüce Allah&#8217;ın yoluna canlarını kurban etmişlerdir. O&#8217;nu tanımak, sevmek ve zikretmek isteyenlere her şeylerini verirler. Bu, kalbi ihya olmuş ariflerin mesleğidir. <br />
<br />
Kendi perişan haline bir damla göz yaşı dökemeyen günümüz insanı, başkası için nasıl ağlasın ve niçin ağlanacağını ne bilsin? Bizim için ağlayacak bir göz bulmaya mecbur değil miyiz?<br />
<br />
Dr. Dilaver Selvi<br />
<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun 'den Alıntıdır..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA["Bir mümin, diğer mümin kardeşine: &#8220;Gel, bir Allah dostunun elinde tevbe et, istikamet bul.&#8221; diye tavsiyede bulunduğunda bazıları bu daveti hoş görmekte. Bazıları ise: &#8220;Ben tek başıma tevbe edemez miyim? Tevbe için başkasına ne hacet? Tevbe için tekkeye-Mekke&#8217;ye gitmenin ne gereği var? Ayrıca mürşidle tevbe dinde var mı? Allah ile kul arasına kimse giremez.&#8221; diye itiraz ve tenkitte bulunmaktalar. İlk bakışta çok makul gözüken bu itiraz ve tenkit gerçekte ne kadar haklı?...<br />
<br />
<br />
Bir mürşidle tevbeye davet eden kimsenin davet ettiği mürşid kâmil ve kendisi de samimi ise, bu davetiyle sevap kazanır. Davetine uyan ve tevbe edip istikamet bulan kimsenin işlediği hayırlardan bir hisse de kendisi alır. İtiraz ve tenkid edenin ise ona bir zararı olmaz.<br />
<br />
Böyle bir daveti kabul etmeyenlerin bir kısmı mazur, bir kısmı sorumlu olurlar.<br />
<br />
Mazur olan kimse, tevbe etmeye karşı çıkmaz, tevbenin farz olduğunu bilir. Allah dostlarını sever, sevilmesi gerektiğini söyler ve onlarla beraber olmayı ister. Fakat bu zamanda gerçek mürşid kalmadı diye daveti ihtiyatla karşılar. <br />
<br />
Bu kimsenin imandan değil, ihsandan zararı vardır. Yani kâmil mürşidle elde edeceği büyük menfaatları farkedemediği için birçok hayırdan mahrum kalır. Ancak güzel niyeti ve edebinin kendisini bir gün o cevherle buluşturması umulur.<br />
<br />
Sorumlu olan kimse ise ya cahil, ya da bilen birisidir. Cahil kimse, dinde olan bir şeye yok demekle veya hayrı şer, şerri hayır görmekle mesul olur. Bilenin ise benlik ve kibri kalbini öldürür. Bu kimse yalnızca kendi bildiğini hak görür, başkasına hak vermez. Önüne konan ayeti kendince yorumlar, hadisi inkara gider, alimlerin sözlerini küçümser, hep ben bilirim der ve hayra yönelen kimsenin yolunu keser. Bundan dolayı mesuldür.<br />
<br />
<br />
İstiğfar ve Tevbe aynı şey değil<br />
<br />
<br />
Önce şunu belirtelim ki, hepimiz Yüce Allah&#8217;a istiğfar ve tevbe etmekle mükellefiz. İkisi de farzdır. <br />
<br />
İstiğfar, Allahu Tealâ&#8217;dan affını istemek, bağışlanmayı istirham etmektir. Bu dil ile yapılır, sonuç Allah&#8217;a bırakılır. Tevbe ise değişmektir. Tevbe, ölü kalbi diriltmektir. Tevbe, bozuk hali ve kötü arkadaşı terketmektir. Tevbe, kötülüklere iyilik diye sarılmış nefsi ıslah etmektir. Tevbe, özü, sözü ve her yönüyle Allah&#8217;a dönmektir. Tevbe, nefis, şeytan ve kötü şartlarla mücadele etmektir. Tevbe, Yüce Allah&#8217;ın seveceği bir hale gelmektir. Bu ise hem dilin, hem kalbin, hem de bedenin işidir. <br />
<br />
İstiğfar tek başına yapılabilir, fakat tek başına tevbe yapmak ve o tevbeyi korumak dünyanın en zor işidir. Bunun için Yüce Rabbimiz:<br />
<br />
&#8220;Ey iman edenler! Hep birden Allah&#8217;a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.&#8221; (Nûr/31) uyarısında bulunmuştur. Ayrıca Allahu Tealâ takvaya ulaşmak ve güzel edebi korumak için yardımlaşmamızı (Maide/2), kendi yolunda toplu halde, birlik ve dirlik içinde olmamızı istiyor. (Âl-i İmran/102-103) Takvaya ulaşmak ve istikameti korumak için sadık kulları ile beraber olmamızın gerektiğini belirtiyor. (Tevbe/119)<br />
<br />
<br />
Tevbe, ancak cemaatle kolay<br />
<br />
Mürşid deyince cemaat akla gelir. Mürşid-i kâmilin imam olduğu cemaatin niyeti ve hedefi dinin ihyası ve Allah&#8217;ın rızasıdır. &#8216;Gel mürşid elinde tevbe et!&#8217; demek, &#8216;gel şeytana karşı cemaat kalesine gir, nefsin hücumuna karşı müminleri siper et, onların dua ve sevgisi ile kendini koruma altına al, Allah yolunda kardeşlerinle kuvvetlen, dağınıklık ve yalnızlıktan kurtul!&#8217; demektir.<br />
<br />
Müminlerin en temel işi, günahlardan temizlenmektir. Bu ortak bir vazifedir. Efendimiz (A.S.) bu vazifemizi şu temsille belirtiyor: &#8220;Müminler, iki el gibi devamlı birbirlerini temizlerler.&#8221; (Zebidî, İthafu&#8217;s-Sâde)<br />
<br />
Ayrıca, hadis-i şeriflerde Allah yolunda birlik ve dirlğin insanı nasıl dirilttiği, yalnız kalanın ise nasıl felakete gittiği şöyle anlatılmıştır:<br />
<br />
&#8220;Sizin cemaat halinde olmanız gerekir. Ayrılıp tek başına kalmaktan sakının. Şüphesiz şeytan, tek kalanla beraberdir (onu kolayca etkileyip, kalbine vesvese verir). İki kişiden ise çok uzak durur. Kim iman selâmeti ile ölüp cennetin tam ortasında olmak istiyorsa, cemaate yapışsın. Kimi iyilikler sevindiriyor, kötülükler üzüyorsa, o gerçek bir mümindir.&#8221; (Tirmizî, Ahmed, Hakim)<br />
<br />
&#8220;Şüphesiz Allahu Tealâ, ümmetimi dalâlet (sapık fikir ve fitne) üzerinde bir araya getirmez. Allah&#8217;ın eli (rahmet ve desteği) cemaatle birliktedir. Kim cemaatten ayrılırsa ateşe gider.&#8221; (Tirmizî, Tabaranî)<br />
<br />
&#8220;Hiç şüphesiz şeytan, cemaatten ayrılan kimseyle beraberdir. Onun içine yerleşip, istediği yola çeker.&#8221; (Beyhakî,Tabaranî)<br />
<br />
&#8220;Şüphesiz müminlerin birbirlerine yaptıkları dualar onları destekler.&#8221; (Ahmed, Darimî)<br />
<br />
<br />
Günah çıkarma hezeyanı ve Mürşidle tevbe<br />
<br />
<br />
Allahu Tealâ&#8217;dan başka kimseye el açılıp &#8216;günahımı affet&#8217; denmez. Peygamberler dahil, kimsenin böyle bir yetkisi ve görevi yoktur. Eğer bir kimsenin şahsına karşı bir kusur işlemişsek kendisinden özür dileriz, bizi affetmesini istirham ederiz. Bu şahısla ilgili bir hak olduğu için böyle yapılır. Bunun ötesinde hiç kimsenin Allah&#8217;a karşı yapılan kusurları affetme, temizleme görevi ve yetkisi yoktur. Ancak, günahkâr bir insanın tevbesine yardımcı olmak vardır. Bu yardım, günaha düşeni uyarmak, gıyabında hayır dua etmek, onun için Allah&#8217;a istiğfar ve gözyaşı dökmek şeklinde olur. Cenab-ı Hak, günahla nefsine zulmeden kullarına en güzel tevbe şeklini şöyle tarif etmiştir:<br />
<br />
&#8220;Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah&#8217;tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi, Allah&#8217;ı ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardı.&#8221; (Nisa/64)<br />
<br />
Demek ki ümmet için en hayırlı tevbe, Allah&#8217;ın Habibi Hz. Peygamber&#8217;in (A.S.) huzurunda yapılan, onun da şahitlik yaptığı, ayrıca dua ve istiğfarla desteklediği tevbedir. Büyük müfessir Fahruddin Razi (Rh.A.) bu ayetin tefsirinde der ki:<br />
<br />
&#8220;Hz. Peygamber ile birlikte yapılan tevbenin bir faydası da, tevbe yapanın istiğfarındaki gaflet ve kusurlarının Hz. Peygamber&#8217;in istiğfarı ile giderilmesi ve ilâhî huzura sahih ve sağlam bir tevbe olarak ulaşmasıdır. Çünkü kendileri için istiğfar eden Peygamber&#8217;i Allahu Tealâ seçmiş, onu vahyi ile şereflendirmiş, kendisi ile kulları arasında bir elçi yapmıştır. Bundan dolayı, onun şefaat ve vesilesiyle huzuruna gelen bir şeyi geri çevirmemektedir.&#8221; (Tefsir-i Kebir)<br />
<br />
Bugün yeryüzünde Allahu Tealâ&#8217;nın şahidi ve halifesi sıfatını taşıyan, Rasulullah&#8217;ın (A.S.) vârisi ve ümmetinin terbiyecisi olan kâmil mürşidler de, ümmetle yaptıkları tevbe ve istiğfarda Efendimiz&#8217;in ayette anlatılan sıfatını temsil etmektedir. Kâmil mürşidler, kulların Allah Tealâ&#8217;ya yönelişlerine şahid olmakta, tevbelerinin kabulü için ayrıca yüce huzurda yalvarmaktadırlar. Kâmil mürşidler naz makamında niyaz ettikleri için, onlarla birlikte yapılan tevbeler Allah katında daha sevimli ve daha temiz bir amel olarak kabul görmektedir.<br />
<br />
Bir Allah dostunu şahit tutarak yapılan tevbede, tevazu ve yakaran kalp vardır. Bu durumda insan, kibrini kırmış, nefsini zelil etmiş, acizliğini anlamış, hiçliğini görmüş, ihtiyacını bilmiş ve ilacına koşmuş olmaktadır. Böyle bir tevbeyi hafife almak münafıkların sıfatıdır ve o kimsenin şu ayette anlatılan kimselerden olmasından korkulur:<br />
<br />
&#8220;Onlara: &#8216;Gelin, Allah&#8217;ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin.&#8217; denildiği zaman başlarını çevirip kaçarlar ve sen onların kibir içinde uzaklaştıklarını görürsün.&#8221; (Münafikun/5)<br />
<br />
<br />
Hz. Rasulullah&#8217;ın vârisi kâmil bir mürşidin nezaretinde Allah&#8217;a yapılan tevbeyi hıristiyanların papaz önünde günah çıkarma hezeyanına benzetenler, tevhid dinini, Kur&#8217;an&#8217;ın hedefini, Sünnet&#8217;te uygulanan bey&#8217;atların hikmetini ve tasavvufun edebini bilmiyorlar demektir. Tasavvuf büyükleri, elinden tutan kimse ile şu şekilde tevbe etmektedir:<br />
<br />
<br />
&#8220;Ya Rabbi! Bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşaallah bir daha ben yapmayacağım.&#8221;<br />
<br />
<br />
&#8220;Müminlerin günahları için istiğfar et!&#8221;<br />
<br />
Takvaya ulaşmak ve marifetullahı tahsil etmek için kendisine bey&#8217;at ve intisab edenlere mürşid-i kâmilin istiğfar etmesi, Kur&#8217;an-ı Hakim&#8217;in emri ve edebi gereğidir. Cenab-ı Hak, Rasulullah (A.S.) Efendimize şöyle emir vermiştir:<br />
<br />
&#8220;Ey Peygamber! İnanmış kadınlar bey&#8217;at için sana geldiklerinde bey&#8217;atlarını kabul et ve onlar için Allah&#8217;tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.&#8221; (Mümtehine/12)<br />
<br />
&#8220;Rasulüm! Hem kendi kusurun, hem de erkek ve kadın müminlerin günahları için istiğfar et!&#8221; (Muhammed/19)<br />
<br />
<br />
Hiç bir mümin, intisab ve tevbe için elini tuttuğu bir kâmil mürşide: &#8216;Ben şu şu günahları işledim; beni affet, günahlarımı temizle, beni cehennemden kurtar, cennete koy!&#8217; demez, diyemez. Ancak: &#8216;Ben Rabbime dönmek, rızasına yönelmek istiyorum; seni bu yolda kendime delil ve imam seçiyorum. Sen de bu amelime Yüce Rabbim huzurunda şahit ol ve affım için O&#8217;na yalvar da kalbime nur, gönlüme sürur versin, günahımı affetsin. Beni taatında muvaffak etsin.&#8217; der.<br />
<br />
Başkası için yanmak ve ağlamak peygamber ahlâkıdır. Allah dostlarının en güzel ahlâkı budur. Onlar kendileri için yaşamazlar. Onlar yüce Allah&#8217;ın yoluna canlarını kurban etmişlerdir. O&#8217;nu tanımak, sevmek ve zikretmek isteyenlere her şeylerini verirler. Bu, kalbi ihya olmuş ariflerin mesleğidir. <br />
<br />
Kendi perişan haline bir damla göz yaşı dökemeyen günümüz insanı, başkası için nasıl ağlasın ve niçin ağlanacağını ne bilsin? Bizim için ağlayacak bir göz bulmaya mecbur değil miyiz?<br />
<br />
Dr. Dilaver Selvi<br />
<br />
Dosya İndirme Linklerini Görebilmeniz İçin Lütfen Giriş Yapın veya Üye Olun 'den Alıntıdır..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[&#1575;&#1604;&#1587;&#1604;&#1575;&#1605; &#1593;&#1604;&#1610;&#1603;&#1605;]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1804</link>
			<pubDate>Thu, 25 Sep 2008 12:50:12 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1804</guid>
			<description><![CDATA[Allahın selamı Rahmeti Ve Feyzi Üzerinize olsun ,bizde yeni sayılırız inşallah...Allah rızası için burada hoş hizmetler yapmak umuduyla..Allah cumlenızden Razı olsun...<br />
<br />
----------------------------------------------------------------------<br />
Tasavvuf Seni Senden Alır Seni Sana Sensiz Verir...<br />
----------------------------------------------------------------------]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Allahın selamı Rahmeti Ve Feyzi Üzerinize olsun ,bizde yeni sayılırız inşallah...Allah rızası için burada hoş hizmetler yapmak umuduyla..Allah cumlenızden Razı olsun...<br />
<br />
----------------------------------------------------------------------<br />
Tasavvuf Seni Senden Alır Seni Sana Sensiz Verir...<br />
----------------------------------------------------------------------]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[O DA BENİM ÖZELİM!!]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1803</link>
			<pubDate>Mon, 22 Sep 2008 13:31:56 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1803</guid>
			<description><![CDATA[O DA BENİM ÖZELİM <br />
<br />
Birgün bir adam istanbul'da bir minübüse biner, ön koltuklardan birine oturur. Arka dörtlüyede giyimiyle tüm dikkatleri üzerine çeken 3-4 tane bayan oturur. Bu bayanlar makyajlarına falan oldukça dikkat etmiş, yaz mevsimininde vermiş oldugu rehavetle biraz da rahat giyinmişler. Neyse bunların önüne sakallı bir dedemiz ve çarşaflı hanımı oturmuş. Genç ve alımlı (!) bayanlardan bir tanesi dayanamamış atılmış dedemize: <br />
<br />
-Amca, amca demiş, sen böyle rahat rahat kısa kollu gömleğini giyinmiş geziyorsun, peki bu kadıncagızın canı yokmu ki çarşafla gezdiriyorsun? Her tarafını kapatıyorsun? <br />
<br />
Haklısın demiş dedemiz.. <br />
-peki ben size birşey sorabilirmiyim? <br />
<br />
Genç bayan: <br />
-Tabi ne demek.. <br />
<br />
-Şimdi sana sevgilinden bir mektup gelse, postacı bunu posta kutunuza bıraksa,mahallenin genç delikanlıları da bu mektubu ordan alıp okusa, elden ele dolaşsa senin hoşuna gidermiydi? <br />
<br />
-Olur mu öyle şey yaa, o benim özelim! onu benden başka kimse okuyamaz!.. <br />
<br />
Hah demiş dedemiz: <br />
<br />
- O'da benim özelim, BENDEN BAŞKASI OKUYAMAZ!..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[O DA BENİM ÖZELİM <br />
<br />
Birgün bir adam istanbul'da bir minübüse biner, ön koltuklardan birine oturur. Arka dörtlüyede giyimiyle tüm dikkatleri üzerine çeken 3-4 tane bayan oturur. Bu bayanlar makyajlarına falan oldukça dikkat etmiş, yaz mevsimininde vermiş oldugu rehavetle biraz da rahat giyinmişler. Neyse bunların önüne sakallı bir dedemiz ve çarşaflı hanımı oturmuş. Genç ve alımlı (!) bayanlardan bir tanesi dayanamamış atılmış dedemize: <br />
<br />
-Amca, amca demiş, sen böyle rahat rahat kısa kollu gömleğini giyinmiş geziyorsun, peki bu kadıncagızın canı yokmu ki çarşafla gezdiriyorsun? Her tarafını kapatıyorsun? <br />
<br />
Haklısın demiş dedemiz.. <br />
-peki ben size birşey sorabilirmiyim? <br />
<br />
Genç bayan: <br />
-Tabi ne demek.. <br />
<br />
-Şimdi sana sevgilinden bir mektup gelse, postacı bunu posta kutunuza bıraksa,mahallenin genç delikanlıları da bu mektubu ordan alıp okusa, elden ele dolaşsa senin hoşuna gidermiydi? <br />
<br />
-Olur mu öyle şey yaa, o benim özelim! onu benden başka kimse okuyamaz!.. <br />
<br />
Hah demiş dedemiz: <br />
<br />
- O'da benim özelim, BENDEN BAŞKASI OKUYAMAZ!..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aşk nedir diyene, Gül vermek yeterli.]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1802</link>
			<pubDate>Sun, 21 Sep 2008 03:09:28 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1802</guid>
			<description><![CDATA[<br />
<br />
<br />
A&thorn;k Nedir diyene, gül vermek yeterli<br />
Gülü Gül ile sevmek, Gül kadar de&eth;erli<br />
Hayat&yacute;n anlam&yacute;, Gülün ya&eth;ra&eth;&yacute;nda gizli<br />
Sevginin anlam&yacute; gül, gülsüz dünya kederli<br />
<br />
<br />
<br />
Gül önünde konu&thorn;mak, ay&yacute;pt&yacute;r dikene<br />
Gülün sözü ö&eth;üt, gülden dinleyene<br />
Gülün kokusu, güzel sevenine<br />
Gül ile Gül olmak Rahmet bilenine<br />
<br />
<br />
<br />
Gülün dikeni, güle etmez nazar<br />
Gülün sevgisi, ummanlar kadar<br />
Gülün sevgisi ki, Gönülde yatar<br />
Diken mahsun, Gül dikene &THORN;efaatkar<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Gül Ate&thorn;i yakmaz asla yakmaz dikeni<br />
Yanan diken a&thorn;&yacute;k de&eth;ildir kal&yacute;r el gibi<br />
Gül sevgisi &Yacute;brahimi, Ate&thorn;i ebedi<br />
Dikenin içinde sevda, Muhammedi (s.a.v.)<br />
<br />
<br />
<br />
Gönül Gülün sevdas&yacute;na, Güller sermek ister<br />
Yollar&yacute;nda güllerle, divane olmak ister<br />
Can&yacute; yolunda, sürgün etmek diler<br />
Ömür anlam bulmak, Gönül gülünü ister<br />
<br />
<br />
<br />
Gül a&thorn;k&yacute; ile yanar gönül, Diken Avare<br />
Öyle bir a&thorn;k ki diken, yolunda biçere<br />
Bilmem neylesin, Gönül ate&thorn;lerde<br />
Gönül gül ister, Yanmak bahane...<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Sözün sonu gül, ba&thorn;&yacute; gül<br />
Sevmenin sonu gül, ba&thorn;&yacute;da gül<br />
Gül kokulu yarin ad&yacute; gül<br />
Gül sevenin sevdas&yacute;da gül<br />
<br />
<br />
<br />
Sevda bahçesinin efendisi gül<br />
Gönül saray&yacute;n&yacute;n padi&thorn;ah&yacute; gül<br />
Yalanc&yacute; ömrün en güzeli gül<br />
Gül sevenin sevdas&yacute;nda gül<br />
<br />
<br />
<br />
Bir Gül Yeter gönül ho&thorn;nutlu&eth;una,<br />
Gülün kokusu bile yeter sevenine,<br />
Gül ki yarat&yacute;l&yacute;&thorn;tan güzel rahmet aleme<br />
Gül Ad&yacute;na can feda, Ya Muhammet Mustafa... (s.a.v.)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Mustafa VURAL]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<br />
<br />
<br />
A&thorn;k Nedir diyene, gül vermek yeterli<br />
Gülü Gül ile sevmek, Gül kadar de&eth;erli<br />
Hayat&yacute;n anlam&yacute;, Gülün ya&eth;ra&eth;&yacute;nda gizli<br />
Sevginin anlam&yacute; gül, gülsüz dünya kederli<br />
<br />
<br />
<br />
Gül önünde konu&thorn;mak, ay&yacute;pt&yacute;r dikene<br />
Gülün sözü ö&eth;üt, gülden dinleyene<br />
Gülün kokusu, güzel sevenine<br />
Gül ile Gül olmak Rahmet bilenine<br />
<br />
<br />
<br />
Gülün dikeni, güle etmez nazar<br />
Gülün sevgisi, ummanlar kadar<br />
Gülün sevgisi ki, Gönülde yatar<br />
Diken mahsun, Gül dikene &THORN;efaatkar<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Gül Ate&thorn;i yakmaz asla yakmaz dikeni<br />
Yanan diken a&thorn;&yacute;k de&eth;ildir kal&yacute;r el gibi<br />
Gül sevgisi &Yacute;brahimi, Ate&thorn;i ebedi<br />
Dikenin içinde sevda, Muhammedi (s.a.v.)<br />
<br />
<br />
<br />
Gönül Gülün sevdas&yacute;na, Güller sermek ister<br />
Yollar&yacute;nda güllerle, divane olmak ister<br />
Can&yacute; yolunda, sürgün etmek diler<br />
Ömür anlam bulmak, Gönül gülünü ister<br />
<br />
<br />
<br />
Gül a&thorn;k&yacute; ile yanar gönül, Diken Avare<br />
Öyle bir a&thorn;k ki diken, yolunda biçere<br />
Bilmem neylesin, Gönül ate&thorn;lerde<br />
Gönül gül ister, Yanmak bahane...<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Sözün sonu gül, ba&thorn;&yacute; gül<br />
Sevmenin sonu gül, ba&thorn;&yacute;da gül<br />
Gül kokulu yarin ad&yacute; gül<br />
Gül sevenin sevdas&yacute;da gül<br />
<br />
<br />
<br />
Sevda bahçesinin efendisi gül<br />
Gönül saray&yacute;n&yacute;n padi&thorn;ah&yacute; gül<br />
Yalanc&yacute; ömrün en güzeli gül<br />
Gül sevenin sevdas&yacute;nda gül<br />
<br />
<br />
<br />
Bir Gül Yeter gönül ho&thorn;nutlu&eth;una,<br />
Gülün kokusu bile yeter sevenine,<br />
Gül ki yarat&yacute;l&yacute;&thorn;tan güzel rahmet aleme<br />
Gül Ad&yacute;na can feda, Ya Muhammet Mustafa... (s.a.v.)<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Mustafa VURAL]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İsminiz Karakteriniz mi?]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1801</link>
			<pubDate>Sun, 21 Sep 2008 03:06:13 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1801</guid>
			<description><![CDATA[İsme bakarak karşınızdaki kişi hakkında fikir sahibi olunabilirmiş.. Astrologlara göre durum bu kadar basit.. NASIL? <br />
sözkonusu isimdeki fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal enerji sembollerinin açıklamalarına bakmak gerek.<br />
İsimdeki harflerin anlamlarını biraraya getirerek anlamlı sonuç çıkarıyorsunuz.<br />
<br />
Örnek: Aranan ad "TUĞBA" olsun, harf tablosundan T-U-Ğ-B-A harflerinin karşılığını bulup alt alta getiriyoruz<br />
T : Oldukça ketum tavırlı ve duygularını karşısındakine açmayı zor başarabilen kişiliği temsil eder.<br />
U,Ü : Durgun görünümlü, çok ağır hareket eden, işlerini ağırdan alan bir profil çizen kişilik.<br />
G : İnatçı kişilik, gerginlik ve üstün güçlere sahip olma arzusunu ifade eder.<br />
B : Ön sezileri kuvvetli kişiliği temsil eder. En olumsuz olaylarda dahi umutlarını yitirmeyen kişiliktir, aynı zamanda.<br />
A : Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.<br />
<br />
HARFLER & ANLAMLARI<br />
A : Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.<br />
B : Ön sezileri kuvvetli kişiliği temsil eder. En olumsuz olaylarda dahi umutlarını yitirmeyen kişiliktir, aynı zamanda.<br />
C : Güzel sanatlara yatkınlığı temsil eden duygusal kişiliği ifade eder.<br />
Ç : Zevk ve sefa düşkünü kişiliği ifade eder.<br />
D : Üstün gücü temsil eder, hırslı ve zorluklara direnen kişiliği ifade eder.<br />
E : ruhsal karışıklığı temsil eder, yani üzüntü ve sevinci birarada yaşayan ve ruhsal gel-gitleri olan kişiliği ifade eder.<br />
F : Sakinliği temsil eder, uysal ve güvenilir kişiliğin işaretçisidir.<br />
G : İnatçı kişilik, gerginlik ve üstün güçlere sahip olma arzusunu ifade eder.<br />
H : Sakin ve durağan bir kişiliği ifade eder.<br />
I,İ : Hassas, duygusal ve kırılgan bir kişiliği temsil eder.<br />
J : Kaprisli ve kıskanç kişilik belirtisidir.<br />
K : Başarılı, ünvan sahibi ve daima yükselen bir kişiliği ifade eder.<br />
L : Sanatsal yönleri olan kabiliyetli kişilik ifadesidir.<br />
M : Ticarete yatkınlık ve yüksek zeka seviyeli kişiliği ifade eder.<br />
N : Üstün güçlere sahip, sağduyulu kişiliği ifade eder.<br />
O,Ö : Gizemli kişilik sahibidir. Gizliliği sever ve duygularını açığa vurmaktan kaçınan tiplerdir.<br />
P : Kendinden emin kişilik, girdikleri ortamda kendine güvenli tavırlarıyla dikkat çekerler.<br />
R : Tereddütlü kişilik demektir, karar vermede zorlanmalar yaşarlar.<br />
S,Ş : Hayalperestliği sembolize eder. Aşırı hayal kuran kişilik.<br />
T : Oldukça ketum tavırlı ve duygularını karşısındakine açmayı zor başarabilen kişiliği temsil eder.<br />
U,Ü : Durgun görünümlü, çok ağır hareket eden, işlerini ağırdan alan bir profil çizen kişilik.<br />
V : Kendi içine dönük, umursamaz bir kişiliği ifade eder, bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesiyle hareket eden kişilik örneği.<br />
Y : Geçmişteki izleri, üzüntü ve diğer olayları sürekli yaşarlar, geçmişlerini asla unutmazlar ve güçlü bir kişilik yapısı gösterirler.<br />
Z : Bilimsel açıdan başarılı, okumayı seven, akademik anlamda başarılı kişilik ifadesidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İsme bakarak karşınızdaki kişi hakkında fikir sahibi olunabilirmiş.. Astrologlara göre durum bu kadar basit.. NASIL? <br />
sözkonusu isimdeki fiziksel, zihinsel, duygusal, ruhsal enerji sembollerinin açıklamalarına bakmak gerek.<br />
İsimdeki harflerin anlamlarını biraraya getirerek anlamlı sonuç çıkarıyorsunuz.<br />
<br />
Örnek: Aranan ad "TUĞBA" olsun, harf tablosundan T-U-Ğ-B-A harflerinin karşılığını bulup alt alta getiriyoruz<br />
T : Oldukça ketum tavırlı ve duygularını karşısındakine açmayı zor başarabilen kişiliği temsil eder.<br />
U,Ü : Durgun görünümlü, çok ağır hareket eden, işlerini ağırdan alan bir profil çizen kişilik.<br />
G : İnatçı kişilik, gerginlik ve üstün güçlere sahip olma arzusunu ifade eder.<br />
B : Ön sezileri kuvvetli kişiliği temsil eder. En olumsuz olaylarda dahi umutlarını yitirmeyen kişiliktir, aynı zamanda.<br />
A : Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.<br />
<br />
HARFLER & ANLAMLARI<br />
A : Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.<br />
B : Ön sezileri kuvvetli kişiliği temsil eder. En olumsuz olaylarda dahi umutlarını yitirmeyen kişiliktir, aynı zamanda.<br />
C : Güzel sanatlara yatkınlığı temsil eden duygusal kişiliği ifade eder.<br />
Ç : Zevk ve sefa düşkünü kişiliği ifade eder.<br />
D : Üstün gücü temsil eder, hırslı ve zorluklara direnen kişiliği ifade eder.<br />
E : ruhsal karışıklığı temsil eder, yani üzüntü ve sevinci birarada yaşayan ve ruhsal gel-gitleri olan kişiliği ifade eder.<br />
F : Sakinliği temsil eder, uysal ve güvenilir kişiliğin işaretçisidir.<br />
G : İnatçı kişilik, gerginlik ve üstün güçlere sahip olma arzusunu ifade eder.<br />
H : Sakin ve durağan bir kişiliği ifade eder.<br />
I,İ : Hassas, duygusal ve kırılgan bir kişiliği temsil eder.<br />
J : Kaprisli ve kıskanç kişilik belirtisidir.<br />
K : Başarılı, ünvan sahibi ve daima yükselen bir kişiliği ifade eder.<br />
L : Sanatsal yönleri olan kabiliyetli kişilik ifadesidir.<br />
M : Ticarete yatkınlık ve yüksek zeka seviyeli kişiliği ifade eder.<br />
N : Üstün güçlere sahip, sağduyulu kişiliği ifade eder.<br />
O,Ö : Gizemli kişilik sahibidir. Gizliliği sever ve duygularını açığa vurmaktan kaçınan tiplerdir.<br />
P : Kendinden emin kişilik, girdikleri ortamda kendine güvenli tavırlarıyla dikkat çekerler.<br />
R : Tereddütlü kişilik demektir, karar vermede zorlanmalar yaşarlar.<br />
S,Ş : Hayalperestliği sembolize eder. Aşırı hayal kuran kişilik.<br />
T : Oldukça ketum tavırlı ve duygularını karşısındakine açmayı zor başarabilen kişiliği temsil eder.<br />
U,Ü : Durgun görünümlü, çok ağır hareket eden, işlerini ağırdan alan bir profil çizen kişilik.<br />
V : Kendi içine dönük, umursamaz bir kişiliği ifade eder, bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesiyle hareket eden kişilik örneği.<br />
Y : Geçmişteki izleri, üzüntü ve diğer olayları sürekli yaşarlar, geçmişlerini asla unutmazlar ve güçlü bir kişilik yapısı gösterirler.<br />
Z : Bilimsel açıdan başarılı, okumayı seven, akademik anlamda başarılı kişilik ifadesidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Söyleyebilsem]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1800</link>
			<pubDate>Thu, 18 Sep 2008 16:36:41 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1800</guid>
			<description><![CDATA[Söyleyebilsem <br />
<br />
Gittin ya sultanım,ümmetin gözbeği <br />
<br />
Ah içimdekileri sana bir diyebilsem <br />
Yenebilsem içimdeki özlemi i <br />
Söyleyebilsem efendim seni görmeden <br />
ne kadar sevdiğimi. <br />
<br />
<br />
Sana nasıl da hasretim <br />
Ah geçmiyor günlerim sensiz yazım kışım! <br />
Rüyalarımda görüp canım peygamberim <br />
Söyleyebilsem seni ne kadar sevdiğimi... <br />
<br />
SELMAABLA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Söyleyebilsem <br />
<br />
Gittin ya sultanım,ümmetin gözbeği <br />
<br />
Ah içimdekileri sana bir diyebilsem <br />
Yenebilsem içimdeki özlemi i <br />
Söyleyebilsem efendim seni görmeden <br />
ne kadar sevdiğimi. <br />
<br />
<br />
Sana nasıl da hasretim <br />
Ah geçmiyor günlerim sensiz yazım kışım! <br />
Rüyalarımda görüp canım peygamberim <br />
Söyleyebilsem seni ne kadar sevdiğimi... <br />
<br />
SELMAABLA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bir Miniğin Ramazan Günlüğü :)]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1799</link>
			<pubDate>Wed, 17 Sep 2008 00:06:20 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1799</guid>
			<description><![CDATA[Ramazan 1<br />
Bu gün evde bir acaiplik var.<br />
Herkes sessizce işine okuluna gidiyor.<br />
Annem 'Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım' dedi.<br />
Kimse yemek yemiyor, su içmiyor.<br />
Ablam bile!<br />
<br />
Ramazan 5<br />
Önce diyet yaptıklarını sanmıştım.<br />
İzledim hepsini.<br />
Akşama doğru hepsi sessizleşiyor.<br />
Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar.<br />
Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki.<br />
Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni.<br />
Ama gülmeye cesaretim yok.<br />
<br />
Ramazan 9<br />
'Niye böyle yapıyorlar?' Ablama sordum, 'Büyüyünce anlarsın..' dedi.<br />
Zaten başka ne der ki&#8230;<br />
Anneme sordum, Ramazan dedi.<br />
Babama sordum, Oruç dedi.<br />
<br />
Ramazan 11<br />
Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek.<br />
Arkadaşım Fatıma'ya sordum.<br />
Onun ailesine gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.<br />
<br />
Ramazan 14<br />
Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum.<br />
Uyandım.<br />
Babama haber vermeye koştum, yatağında yok!<br />
Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum.<br />
O da yok!<br />
Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim!' dedim.<br />
Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.<br />
Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta.<br />
Bizimkiler yemek yiyorlar!<br />
Vay uyanıklar.<br />
Gündüz Oruç ile Ramazan'dan korkup gece yiyorlar.<br />
Birde üstüme gülüyorlar&#8230;<br />
Korkaklar.<br />
<br />
Ramazan 17<br />
Önceleri, Oruç ile Ramazan'ı bulup şikayet etmeyi düşündüm.<br />
Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim. <br />
Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar.<br />
O zaman devam.<br />
Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca.<br />
<br />
Ramazan 19<br />
Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor.<br />
Oturup birlikte Kur'an okuyorlar.<br />
Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar.<br />
Ellerini açıp herkese dua ediyorlar.<br />
Sevim teyze de başını örtmüş.<br />
Çok da yakışmış<br />
<br />
Ramazan 22<br />
Her şey aynen devam ediyor.<br />
Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor.<br />
Hepsi akşam ezan okuyor.<br />
İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor. <br />
Ne hoş.<br />
<br />
Ramazan 24<br />
Oruç'u merak ediyorum.<br />
Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı.<br />
Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu?<br />
Yok böyle olursa Oruç kaçar mı?<br />
Demek ki Oruç, çok duygulu birisi.<br />
İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor.<br />
Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor.<br />
Oruc'u ve Ramazan'ı artık iyice merak ediyorum. <br />
Onlarla tanışmaya can atıyorum.<br />
<br />
Ramazan 25<br />
Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor.<br />
Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim.<br />
Bu Kadir de kim?<br />
Bin aydan hayırlı gecesi varmış.<br />
O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur'an okumak önemliymiş.<br />
<br />
Ramazan 26<br />
İftarı çok sevdim.<br />
Akşam yemek yemeye İftar diyorlar.<br />
Gece yemek yemenin adı da Sahur.<br />
İftar sonrası eğlenceler oluyor.<br />
Babam camilere götürüyor bizi.<br />
Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde.<br />
<br />
Ramazan 28<br />
Merak içinde beklerken uyuyakaldım.<br />
Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş.<br />
Ben göremedim.<br />
Anlayamıyorum.<br />
Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum.<br />
Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor.<br />
Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar.<br />
Sinir oluyorum. <br />
Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor.<br />
'Abim ne zaman geliyor?' diye aneme soruyorum.<br />
'Bayram gelsin, o da gelecek' diyor.<br />
Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir'den sonra şimdide Bayram!..<br />
Soramıyorum 'Bayram kim?' diye.<br />
Neden o gelmeden abim gelemiyor?<br />
Belki de abimin arkadaşıdır.<br />
Çok özledim abimi.<br />
Bayram'ı da alsın gelsin tanışalım.<br />
<br />
Ramazan 29 / Arefe<br />
Sonunda bir hanım ismi duydum.<br />
Arife diyemiyorlar mı ne?<br />
Arefe diyorlar.<br />
Niye Arefe?<br />
'Arife' olması gerekmiyor mu?<br />
Yengemin adı gibi yani...<br />
'Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik.' diyor Annem.<br />
Demek ki Arife teyze çok titiz. <br />
İyice telaşlandılar.<br />
Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar.<br />
Temizlik yapılıyor.<br />
Yemekler hazırlanıyor.<br />
Anneme 'Bayram ne zaman gelecek?' dedim, 'Arefe'den sonra' dedi.<br />
Demek ki Bayram ile Arefe evli değil.<br />
Akraba da değil. <br />
Kafam karma karışık.<br />
Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa.<br />
<br />
Ve Bayram geldi<br />
<br />
Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!.<br />
Oruç öldü heralde diye düşündüm.<br />
Gece Abim gece gelmiş.<br />
Sevinçten haykırdım.<br />
Çok özlemişiz birbirimizi.<br />
Bütün olanı biteni bir güzel anlattım Abime.<br />
Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm.<br />
Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım.<br />
Abimin tebessüm ettiği yerde, Ablam kahkaha atar.<br />
Abime küser gibi yaptım, hemen gönlümü aldı.<br />
Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.<br />
 <br />
***<br />
 <br />
Abimden söz aldım.<br />
Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi.<br />
Ben de verdim..<br />
Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı.<br />
Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu.<br />
Sendromu anlamadım.<br />
Ama olsun, Abime güveniyorum.<br />
Gerçi Ablam'a göre 4 yaşındayım.<br />
Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor.<br />
Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor.<br />
Abim bu konu beni aşar diyor.<br />
<br />
Bayramı çok sevdim.<br />
Ama Ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm.<br />
 <br />
Bizim için her gün Ramazan olsa!..<br />
Ne iyi olur.. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ramazan 1<br />
Bu gün evde bir acaiplik var.<br />
Herkes sessizce işine okuluna gidiyor.<br />
Annem 'Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım' dedi.<br />
Kimse yemek yemiyor, su içmiyor.<br />
Ablam bile!<br />
<br />
Ramazan 5<br />
Önce diyet yaptıklarını sanmıştım.<br />
İzledim hepsini.<br />
Akşama doğru hepsi sessizleşiyor.<br />
Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar.<br />
Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki.<br />
Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni.<br />
Ama gülmeye cesaretim yok.<br />
<br />
Ramazan 9<br />
'Niye böyle yapıyorlar?' Ablama sordum, 'Büyüyünce anlarsın..' dedi.<br />
Zaten başka ne der ki&#8230;<br />
Anneme sordum, Ramazan dedi.<br />
Babama sordum, Oruç dedi.<br />
<br />
Ramazan 11<br />
Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek.<br />
Arkadaşım Fatıma'ya sordum.<br />
Onun ailesine gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.<br />
<br />
Ramazan 14<br />
Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum.<br />
Uyandım.<br />
Babama haber vermeye koştum, yatağında yok!<br />
Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum.<br />
O da yok!<br />
Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim!' dedim.<br />
Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.<br />
Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta.<br />
Bizimkiler yemek yiyorlar!<br />
Vay uyanıklar.<br />
Gündüz Oruç ile Ramazan'dan korkup gece yiyorlar.<br />
Birde üstüme gülüyorlar&#8230;<br />
Korkaklar.<br />
<br />
Ramazan 17<br />
Önceleri, Oruç ile Ramazan'ı bulup şikayet etmeyi düşündüm.<br />
Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim. <br />
Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar.<br />
O zaman devam.<br />
Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca.<br />
<br />
Ramazan 19<br />
Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor.<br />
Oturup birlikte Kur'an okuyorlar.<br />
Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar.<br />
Ellerini açıp herkese dua ediyorlar.<br />
Sevim teyze de başını örtmüş.<br />
Çok da yakışmış<br />
<br />
Ramazan 22<br />
Her şey aynen devam ediyor.<br />
Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor.<br />
Hepsi akşam ezan okuyor.<br />
İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor. <br />
Ne hoş.<br />
<br />
Ramazan 24<br />
Oruç'u merak ediyorum.<br />
Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı.<br />
Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu?<br />
Yok böyle olursa Oruç kaçar mı?<br />
Demek ki Oruç, çok duygulu birisi.<br />
İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor.<br />
Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor.<br />
Oruc'u ve Ramazan'ı artık iyice merak ediyorum. <br />
Onlarla tanışmaya can atıyorum.<br />
<br />
Ramazan 25<br />
Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor.<br />
Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim.<br />
Bu Kadir de kim?<br />
Bin aydan hayırlı gecesi varmış.<br />
O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur'an okumak önemliymiş.<br />
<br />
Ramazan 26<br />
İftarı çok sevdim.<br />
Akşam yemek yemeye İftar diyorlar.<br />
Gece yemek yemenin adı da Sahur.<br />
İftar sonrası eğlenceler oluyor.<br />
Babam camilere götürüyor bizi.<br />
Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde.<br />
<br />
Ramazan 28<br />
Merak içinde beklerken uyuyakaldım.<br />
Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş.<br />
Ben göremedim.<br />
Anlayamıyorum.<br />
Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum.<br />
Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor.<br />
Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar.<br />
Sinir oluyorum. <br />
Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor.<br />
'Abim ne zaman geliyor?' diye aneme soruyorum.<br />
'Bayram gelsin, o da gelecek' diyor.<br />
Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir'den sonra şimdide Bayram!..<br />
Soramıyorum 'Bayram kim?' diye.<br />
Neden o gelmeden abim gelemiyor?<br />
Belki de abimin arkadaşıdır.<br />
Çok özledim abimi.<br />
Bayram'ı da alsın gelsin tanışalım.<br />
<br />
Ramazan 29 / Arefe<br />
Sonunda bir hanım ismi duydum.<br />
Arife diyemiyorlar mı ne?<br />
Arefe diyorlar.<br />
Niye Arefe?<br />
'Arife' olması gerekmiyor mu?<br />
Yengemin adı gibi yani...<br />
'Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik.' diyor Annem.<br />
Demek ki Arife teyze çok titiz. <br />
İyice telaşlandılar.<br />
Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar.<br />
Temizlik yapılıyor.<br />
Yemekler hazırlanıyor.<br />
Anneme 'Bayram ne zaman gelecek?' dedim, 'Arefe'den sonra' dedi.<br />
Demek ki Bayram ile Arefe evli değil.<br />
Akraba da değil. <br />
Kafam karma karışık.<br />
Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa.<br />
<br />
Ve Bayram geldi<br />
<br />
Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!.<br />
Oruç öldü heralde diye düşündüm.<br />
Gece Abim gece gelmiş.<br />
Sevinçten haykırdım.<br />
Çok özlemişiz birbirimizi.<br />
Bütün olanı biteni bir güzel anlattım Abime.<br />
Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm.<br />
Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım.<br />
Abimin tebessüm ettiği yerde, Ablam kahkaha atar.<br />
Abime küser gibi yaptım, hemen gönlümü aldı.<br />
Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.<br />
 <br />
***<br />
 <br />
Abimden söz aldım.<br />
Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi.<br />
Ben de verdim..<br />
Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı.<br />
Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu.<br />
Sendromu anlamadım.<br />
Ama olsun, Abime güveniyorum.<br />
Gerçi Ablam'a göre 4 yaşındayım.<br />
Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor.<br />
Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor.<br />
Abim bu konu beni aşar diyor.<br />
<br />
Bayramı çok sevdim.<br />
Ama Ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm.<br />
 <br />
Bizim için her gün Ramazan olsa!..<br />
Ne iyi olur.. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EY SEVGİLİ!]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1798</link>
			<pubDate>Tue, 16 Sep 2008 16:10:57 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1798</guid>
			<description><![CDATA[Şefkatin bir umman, sonu olmayan,<br />
Şefkat kollarına alıp sar bizi!<br />
<br />
Sensizlik ebedî azaba çıkar,<br />
Sensiz kalma fikri hep yakar bizi..<br />
<br />
Himmetin cümlenin ufkunu süsler,<br />
Himmet et Efendim, gel kurtar bizi!<br />
<br />
Kulluğun dillere destandır Senin (s.a.s),<br />
Kulluğun burcuna tut, çıkar bizi!<br />
<br />
Ümmetin hep garip kaldı dünyada,<br />
"Ümmetim!" deyiver sevindir bizi!<br />
<br />
Kalbimiz hicranda, dilllerde dua,<br />
Kalplere Sultansın, güldür Yâr bizi!.. :f]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Şefkatin bir umman, sonu olmayan,<br />
Şefkat kollarına alıp sar bizi!<br />
<br />
Sensizlik ebedî azaba çıkar,<br />
Sensiz kalma fikri hep yakar bizi..<br />
<br />
Himmetin cümlenin ufkunu süsler,<br />
Himmet et Efendim, gel kurtar bizi!<br />
<br />
Kulluğun dillere destandır Senin (s.a.s),<br />
Kulluğun burcuna tut, çıkar bizi!<br />
<br />
Ümmetin hep garip kaldı dünyada,<br />
"Ümmetim!" deyiver sevindir bizi!<br />
<br />
Kalbimiz hicranda, dilllerde dua,<br />
Kalplere Sultansın, güldür Yâr bizi!.. :f]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SELAMÜN ALEYKÜM]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1797</link>
			<pubDate>Sat, 13 Sep 2008 17:35:59 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1797</guid>
			<description><![CDATA[Selamün aleyküm mümkünse şiirler bölümünün moderatörlüğünü istiyorum..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Selamün aleyküm mümkünse şiirler bölümünün moderatörlüğünü istiyorum..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[O Bizim, Allah'ım...&#8207;]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1796</link>
			<pubDate>Fri, 12 Sep 2008 01:18:06 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1796</guid>
			<description><![CDATA[> Salat ve selam eşi benzeri olmayan Gül Sultanımız, ehli beyti ve ashabının üzerlerine olsun...<br />
> <br />
> Allah'ım,<br />
> Sen şahidimizsin ki, biz Efendimiz'i (s.a.v) gül sularına batırılmış mürekkeplerle, gül yapraklarına yazıp anlatırız...<br />
> Biz O'ndan ''Gül'' diye bahsederiz...<br />
> ''Güllerin Efendisi''dir bizim Efendimiz (s.a.v)<br />
> Ey Yüce Allah'ım...<br />
> Küflenmiş kalplerinin kötü kokuları üzerlerine sinmiş kirli ellerin Gül Sultanımıza uzanmasına izin verme...<br />
> Habibin'in adını necis ağızlar anmasın...<br />
> O bizim Habibimiz Allah'ım, bizim Gül'ümüz Rabbim, başkalarının dillerinde anılmasın, kirli beyinlerin içinde barınmasın...<br />
> Güllerle donatırız biz Sultanımızı, gülden aşağısını yakıştıramayız O'na...<br />
> Rabbim...<br />
> Habibimiz bizim Allah'ım...<br />
> Ona kimseler uzatmasın kirli ellerini...<br />
> <br />
> Salat ve selam eşi benzeri olmayan Gül Sultanımız, ehli beyti ve ashabının üzerlerine olsun...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[> Salat ve selam eşi benzeri olmayan Gül Sultanımız, ehli beyti ve ashabının üzerlerine olsun...<br />
> <br />
> Allah'ım,<br />
> Sen şahidimizsin ki, biz Efendimiz'i (s.a.v) gül sularına batırılmış mürekkeplerle, gül yapraklarına yazıp anlatırız...<br />
> Biz O'ndan ''Gül'' diye bahsederiz...<br />
> ''Güllerin Efendisi''dir bizim Efendimiz (s.a.v)<br />
> Ey Yüce Allah'ım...<br />
> Küflenmiş kalplerinin kötü kokuları üzerlerine sinmiş kirli ellerin Gül Sultanımıza uzanmasına izin verme...<br />
> Habibin'in adını necis ağızlar anmasın...<br />
> O bizim Habibimiz Allah'ım, bizim Gül'ümüz Rabbim, başkalarının dillerinde anılmasın, kirli beyinlerin içinde barınmasın...<br />
> Güllerle donatırız biz Sultanımızı, gülden aşağısını yakıştıramayız O'na...<br />
> Rabbim...<br />
> Habibimiz bizim Allah'ım...<br />
> Ona kimseler uzatmasın kirli ellerini...<br />
> <br />
> Salat ve selam eşi benzeri olmayan Gül Sultanımız, ehli beyti ve ashabının üzerlerine olsun...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tuzsuz Bekir&#8217;in Veremediği İpin Hesabı &#8230;]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1795</link>
			<pubDate>Fri, 12 Sep 2008 01:08:13 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1795</guid>
			<description><![CDATA[Tuzsuz Bekir&#8217;in Veremediği İpin Hesabı &#8230;<br />
<br />
 <br />
<br />
Geçmiş zamanların birinde çok mu çok zengin bir adam varmış. Emrinde binlerce işçisi, yüzlerce hizmetçisi, onlarca da uşağı varmış. Sağlık sıhhat içersinde ömrünü geçirirken en korktuğu şeyde ölümmüş. Her ne kadar zalim ve adaletsiz olmasa da, malını çok sevdiği için hayır işlerinde de pek gözü yokmuş. İnancıda olduğundan kabirde nasıl hesap vereceğini düşünür dururmuş. Kaygısı arttığı zamanlarda mutlaka küçük te olsa çam sakızı çoban armağanı misali bir hayır yapar kalbini ferahlatırmış. <br />
<br />
Ama yaptığı hayrın azlığını kendiside görüp  hissettiği için  gönlü  yine daralırmış. Günler geçip ihtiyarlayınca bir ayağının çukura girdiğini fark eden adam kabir hesabında başkası olursa yanımda belki hafif atlatırım diye kendi kendine düşünce kurmuş. Her tarafa 'Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin 3 &#8216; te birini ona bağışlıyorum' diye haber salmış. Aylar geçmiş kimseden ses seda çıkmaz olmuş Ölümün yüzü ile karşılaşan adam son bir çare   vasiyetini değiştirerek çevreye yeniden haber salmış.  &#8220;Öldüğüm geceyi kabirde beraber geçirecek kişiye servetimin yarısını verecem&#8221; diye<br />
<br />
Tüm ahilinin gözü açılmış yarısı bile çok büyük bir servet olan bu teklife herkes a&#8221; acaba kabul etsek mi ..&#8221; diye düşünürken kabirde bir ölü ile bir gece bile kalmanın soğukluğu karşısında &#8220; yooo yoo ya geri dönemezsem &#8220; korkusu da eklenir olmuş. Velhasıl yine kimse kabul etmeye cesaret edememiş. <br />
<br />
Bu haber  kendi halinde yaşayan ve tuzu bile olmadığı için halkın kendine Tuzsuz Bekir ismini verdiği  bir odun taşıyıcı  hamalında kulağına da gitmiş. Gerçi haberi daha önceden de duymuş ama  essah değildir diye düşünerek kulak ardı etmiş. Ama şimdi haber ikinci defa ulaşmış kendisine ve vaat edilen servetin miktarında artma olduğunu da öğrenmiş. Hoş ipinden başka bir şeyi olmayan zavallı hamal 3 &#8216;te bir servete de razıymış ya .<br />
<br />
Tuzsuz Bekir  kendi kendine düşünmeye başlamış;<br />
<br />
-Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin olurum.' diye düşünerek hemen başvurmak için yola koyulmuş.. <br />
<br />
Ölüm döşeğindeki adama kendisiyle bir gecede olsa kabirde geceleyecek adam geldiği söylenince sevinçle gözlerini açmış ve &#8220; şimdi huzur içinde ölebilirim işte&#8221;  diyerek gözlerini kapamış. Az sonrada zaten vefat etmiş.<br />
<br />
Vefat eden zengin ile birlikte tuzsuz deli Bekride defnetmişler.Tabi sabah çıkabilsin diye de açık bir oyukta bırakmışlar.Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde bir ölü, bir canlı var. 'Nasıl olsa bu ölü elimizde... Biz şu canlı olandan başlayalım' demişler ve Tuzsuz Bekri sorgulamaya başlamışlar. <br />
<br />
-O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın?' Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş, adamın hesabı bitmemiş. <br />
<br />
Sabahın olmasını dört gözle bekleyen Tuzsuz Bekir kendini kabirden dışarı zor atmış.<br />
<br />
<br />
Etrafta onu bekleyen tüm halk coşkuyla karşılamış<br />
<br />
- &#8220;Tamam kazandın &#8220;demişler. &#8220;servetin yarısı senin, &#8220;<br />
<br />
Tuzsuz Bekir gözleri yerinden fırlamış yüzünü elleri ile kapatarak  koşmaya başlamış, bir taraftan da  avazı çıktığı bağırarak cevap veriyormuş..<br />
<br />
<br />
- Amaaaan, , istemeeeeem, kalsııııııııın. Ben, sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tuzsuz Bekir&#8217;in Veremediği İpin Hesabı &#8230;<br />
<br />
 <br />
<br />
Geçmiş zamanların birinde çok mu çok zengin bir adam varmış. Emrinde binlerce işçisi, yüzlerce hizmetçisi, onlarca da uşağı varmış. Sağlık sıhhat içersinde ömrünü geçirirken en korktuğu şeyde ölümmüş. Her ne kadar zalim ve adaletsiz olmasa da, malını çok sevdiği için hayır işlerinde de pek gözü yokmuş. İnancıda olduğundan kabirde nasıl hesap vereceğini düşünür dururmuş. Kaygısı arttığı zamanlarda mutlaka küçük te olsa çam sakızı çoban armağanı misali bir hayır yapar kalbini ferahlatırmış. <br />
<br />
Ama yaptığı hayrın azlığını kendiside görüp  hissettiği için  gönlü  yine daralırmış. Günler geçip ihtiyarlayınca bir ayağının çukura girdiğini fark eden adam kabir hesabında başkası olursa yanımda belki hafif atlatırım diye kendi kendine düşünce kurmuş. Her tarafa 'Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin 3 &#8216; te birini ona bağışlıyorum' diye haber salmış. Aylar geçmiş kimseden ses seda çıkmaz olmuş Ölümün yüzü ile karşılaşan adam son bir çare   vasiyetini değiştirerek çevreye yeniden haber salmış.  &#8220;Öldüğüm geceyi kabirde beraber geçirecek kişiye servetimin yarısını verecem&#8221; diye<br />
<br />
Tüm ahilinin gözü açılmış yarısı bile çok büyük bir servet olan bu teklife herkes a&#8221; acaba kabul etsek mi ..&#8221; diye düşünürken kabirde bir ölü ile bir gece bile kalmanın soğukluğu karşısında &#8220; yooo yoo ya geri dönemezsem &#8220; korkusu da eklenir olmuş. Velhasıl yine kimse kabul etmeye cesaret edememiş. <br />
<br />
Bu haber  kendi halinde yaşayan ve tuzu bile olmadığı için halkın kendine Tuzsuz Bekir ismini verdiği  bir odun taşıyıcı  hamalında kulağına da gitmiş. Gerçi haberi daha önceden de duymuş ama  essah değildir diye düşünerek kulak ardı etmiş. Ama şimdi haber ikinci defa ulaşmış kendisine ve vaat edilen servetin miktarında artma olduğunu da öğrenmiş. Hoş ipinden başka bir şeyi olmayan zavallı hamal 3 &#8216;te bir servete de razıymış ya .<br />
<br />
Tuzsuz Bekir  kendi kendine düşünmeye başlamış;<br />
<br />
-Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin olurum.' diye düşünerek hemen başvurmak için yola koyulmuş.. <br />
<br />
Ölüm döşeğindeki adama kendisiyle bir gecede olsa kabirde geceleyecek adam geldiği söylenince sevinçle gözlerini açmış ve &#8220; şimdi huzur içinde ölebilirim işte&#8221;  diyerek gözlerini kapamış. Az sonrada zaten vefat etmiş.<br />
<br />
Vefat eden zengin ile birlikte tuzsuz deli Bekride defnetmişler.Tabi sabah çıkabilsin diye de açık bir oyukta bırakmışlar.Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde bir ölü, bir canlı var. 'Nasıl olsa bu ölü elimizde... Biz şu canlı olandan başlayalım' demişler ve Tuzsuz Bekri sorgulamaya başlamışlar. <br />
<br />
-O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın?' Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş, adamın hesabı bitmemiş. <br />
<br />
Sabahın olmasını dört gözle bekleyen Tuzsuz Bekir kendini kabirden dışarı zor atmış.<br />
<br />
<br />
Etrafta onu bekleyen tüm halk coşkuyla karşılamış<br />
<br />
- &#8220;Tamam kazandın &#8220;demişler. &#8220;servetin yarısı senin, &#8220;<br />
<br />
Tuzsuz Bekir gözleri yerinden fırlamış yüzünü elleri ile kapatarak  koşmaya başlamış, bir taraftan da  avazı çıktığı bağırarak cevap veriyormuş..<br />
<br />
<br />
- Amaaaan, , istemeeeeem, kalsııııııııın. Ben, sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[hayırlı dua.....]]></title>
			<link>http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1794</link>
			<pubDate>Fri, 12 Sep 2008 00:55:19 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.nuradogru.com/forum/showthread.php?tid=1794</guid>
			<description><![CDATA[Hazreti Muhammed ahlakı, <br />
Hazreti Süleyman saadeti, <br />
Hazreti Eyyubun sabrı, <br />
Hazreti Yusufun güzelliği, <br />
Hazreti Hamzanın cesareti, <br />
Hazreti Ömerin adaleti, <br />
Hazreti Alinin bilgisi ve <br />
124 bin peygamberin duası sizinle olsun.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hazreti Muhammed ahlakı, <br />
Hazreti Süleyman saadeti, <br />
Hazreti Eyyubun sabrı, <br />
Hazreti Yusufun güzelliği, <br />
Hazreti Hamzanın cesareti, <br />
Hazreti Ömerin adaleti, <br />
Hazreti Alinin bilgisi ve <br />
124 bin peygamberin duası sizinle olsun.  ]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>