|
Perşembe, 13 Kasım 2008 |
İmam-ı Şafii Hazretleri, Filistin'in Gazze şehrinde 150'de dünyaya gelmiş, Kahire'de 204'te vefat etmiş bir büyük müçtehidimizdir.
Onu müçtehid yapan ilme karşı duyduğu derin ilgiyi anlatırken söylediği şu sözleri hiç unutulmamıştır:
-Bir adam para kazanmak için nasıl istek duyarsa ben de ilim elde etmek için öyle istek duyarım. Yavrusunu kaybeden anne, bulunca nasıl sevinirse ben de bilmediğim bir meselenin cevabını bulunca öyle sevinirim!.. |
|
Devamını oku...
|
|
Cumartesi, 01 Kasım 2008 |
Günümüzde de bazıları bir kısım rakamları, haftanın belli günlerini, kara kedi, karga ve yarasa gibi kimi hayvanları uğursuz saymaktadırlar. Mesela, bir evin çatısında ya da balkonunda karga öterse, o ev halkından birinin öleceğine veya orada ciddi bir yıkım meydana geleceğine inanmaktadırlar.
Aslında, kainatta cereyan eden hiçbir hadise manasız değildir. Her nesne ve hadise kendi diliyle bir mesaj vermektedir. Düşüp kırılan bardağın ve devrilen çaydanlığın dahi kendine göre bir manası vardır. Hayatını tevhid hakikatini ikame etmeye adamış Üstad Hazretleri, eserlerinde çok defa bu meseleye de dikkat çekmiş; örnek olarak, demir sobasının zahirî bir sebep bulunmaksızın patlayıp parçalanmasını ve matarasının acîp bir tarzda kırılıp çok küçük parçacıklara ayrılmasını anlatarak, bu türlü hadiselerin ihtiyat ve temkin çağrısı sayılması gerektiğini belirtmiştir. |
|
Devamını oku...
|
|
Cumartesi, 01 Kasım 2008 |
"Tefe'ül"; bir kısım hadiseleri uğurlu saymak, onları hayırların başlangıcı olarak görmek ve vakıaları iyiye yormak demektir. Bunun zıddı olan "teşe'üm" ise bazı nesneleri ve hadiseleri uğursuz kabul etmek, olayları şerre yormak ve sürekli kötü ihtimalleri öne çıkarmak manalarına gelmektedir.
Cahiliye'de teşe'üm (uğursuzluk düşüncesi) çok yaygındı. O dönemin insanları hemen her şeyde bir uğursuzluk yanının bulunduğunu düşünür ve çoğu zaman hadiselerden aldıkları sinyallere göre yaptıkları/yapacakları işlere devam eder ya da onlardan vazgeçerlerdi. Mesela; evlerinin çatısına bir baykuş konar ve orada ötmeye durursa, başlarına büyük bir belanın gelmesinden korkarlardı. Kuşların isimlerinden, cinslerinden ve şu ya da bu cihete uçmalarından bir kısım manalar çıkarırlar; özellikle kasten uçurdukları bir kuş, sağa giderse hayra, sola giderse şerre yorarlardı. O kadar çok uğursuzluk emaresi icad etmişlerdi ki, adeta paranoya ile yatıp kalkar hale gelmiş ve bir korku toplumuna dönüşmüşlerdi. Çoğunluk itibarıyla, ruhî bunalıma girmiş ve vücutlarının kimyası bozulmuş gibi bir hal sergiliyorlardı; sanki duydukları her ses, gördükleri her nesne ve şahit oldukları her hadise onlar için bir vehim kaynağıydı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Pazar, 29 Haziran 2008 |
Abdullah Yeğin Ağabey'den İhlas Dersi |
|
Devamını oku...
|
|
|
Cumartesi, 24 Mayıs 2008 |
|
Seslendiren : Dursun Ali Erzincanlı - Onlar Öncüler |
|
Devamını oku...
|
|
|